![]()
Bağımlılık yapan Millennium serisinin 3ncü kitabı olan Arı Kovanına Çomak Sokan Kız, 7 Şubat itibari ile satışa çıkacaktır.

‘Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok ‘un yazarı Osman Pamukoğlu ‘Ey Vatan ‘da Birinci Dünya Savaşı ‘ndan yenik çıkmış bir ulusun yeniden doğuşunu anlatıyor. Vatan olgusunun ulusların oluşumunda ve vatana sahip çıkmanın ulusların gelişimindeki önemini vurgulayan Pamukoğlu Türklerin aslında barışsever bir ulus olduğunu savaşın insanlığa yıkımdan başka bir şey getirmediğini ama ulusal varlığımızı tehdit eden bir saldırı karşısında Türklerin nasıl kahramanca vatanlarını savunacağını gösterdiğini anlatıyor. 

Elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala’nın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor. İstanbul bu romanda karmaşası heyecanı isyanları kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil bir yaşayış tarzı estetik bir tavır kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. 
osmanlının son kahramanları
KİTABIN ADI OSMANLI’NIN SON KAHRAMANLARI
KİTABIN YAZARI İsmet BOZDAĞ
BASIM TARİHİ 1996
KİTABIN YAYIM MAKSADI Osmanlı İmparotorluğu’nun Son Dönemi Ve Kahramanları Hakkında Bilgi Edinmektir
KİTABIN ÖZETİ :
Kitabın konusu; Balkan ve 1 nci Dünya Savaşı sırasında geçen iki olaydır. Olaydan biri Balkanlar’da, diğeri ise “Kutsal Topraklarda” geçmektedir. 
Bir kadının özlemle istediği şey, diğer kadının kâbusu olabiliyor…
Rastlantılar onu büyük bir tehlikenin içine çekiyordu. Erkeğin bitişini, acı çekişini izlemeyi zevke dönüştüren bir kadın ve aşk uğruna o zamana kadar sürdürdüğü inançlı hayatından vazgeçen, hayatın “renkli” halinden habersiz ve günahın çekiciliğinin farkına varan bir erkeğin hayat öyküsü.
Güzelliğiyle ve masumluğuyla erkekleri müthiş bir şekilde etkisi altına alan ve onlarla tehlikeli oyunlar oynamayı seven acımasız bir kadının erkeklerin hayatlarını kendi egosunu tatmin etmek için kullanışını hayretle okuyacaksınız.
| <!– google_ad_client = “pub-9465343950009601″; google_ad_width = 250; google_ad_height = 250; google_ad_format = “250×250_as”; google_ad_type = “text_image”; //2007-05-13: birkitap.com google_ad_channel = “7871080275″; google_color_border = “FFFFFF”; google_color_bg = “FFFFFF”; google_color_link = “000000″; google_color_text = “000000″; google_color_url = “FF0000″; //–> window.google_render_ad(); |

Güneydoğu Asya’da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator
çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır.
Siyah kanla çizilmiş bir yol.
Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.
PARİS. İlk temas. KUALA LUMPUR. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. KAMBOÇYA. Bal ve Fresk. TAYLAND. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! BANGKOK. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi’dir! Ve PARİS. Her şey sona ermedi, yeni başlıyor.
ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!
Jean-Christophe Grangé
1961’de Fransa’da doğdu. Çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı. Paris-Match için gezi-macera röportajları, Figaro Magazine için bilimsel röportajlar hazırladı. Bütün dünyada ve Türkiye’de aylarca çok satanlar listesinden inmeyen Kızıl Nehirler, Taş Meclisi, Leyleklerin Uçuşu ve Kurtlar İmparatorluğu’ndan sonra Siyah Kan, yazarın Türkçe’de çıkan beşinci romanı.
Kitabın içinden
Aynada kendine baktı. Her zaman olduğu gibi neye benzediğine karar veremedi: piyanist, Sorbonne’lu, röportajcı, paparazzi, polis muhabiri? Aslında bu rollerin hiçbiri haydut gibi görünüşüne göre değildi. Bodur, kızıl saçlı, bıyıklı bir adam; bir İngiliz veya İrlanda takımında oynayan minyatür bir ragbiciyi andırıyordu. Bu görüntüsünü biraz düzeltmek için giyimine dikkat ediyordu: tam beline oturan, belli belirsiz desenli, krem rengi ve kahverengi ceketler ile manşetleri ceketin kolundan dışarı çıkan İngiliz yakalı beyaz gömleklerden başkasını giymiyordu. Sonucun etkili olduğundan emin değildi. Keyifli olduğu günlerde, kendini şık, çok “İngiliz” bulurdu. Keyifsiz olduğunda da, üzerinde kahve yansımaları bulunan çikolata rengi ceketiyle tam tersini hisseder, kendini pastane vitrinine benzetirdi. (sayfa 29)
Bu gerçek bir yaşam hikâyesidir. Çıkartanlarla içinde yaşayanların tamamen farklı olduğu bir savaşın içinde, daha savaşmadan kaybedenlerin, acının, merhametin, kısa sevinçlerin, mutluluğun, sevginin inanılmaz gücünün, aşkın, hasretin, yokluğun, yoksunluğun, insanı insan yapan tüm duyguların sonuna kadar ortaya konduğu, sadece ölenlerin değil yaşayanlarında hayatlarını kaybettiği, azınlık olmanın tüm şanssızlığını omuzlarında ölümcül bir yük gibi sonsuza kadar taşıyan insanların hikâyesidir.
Kaderine karşı koyabilmek, onu değiştirebilmek, ondan kaçabilmek için verilen mücadelelerin, çaresizce karşı koyuşların, boyun eğişlerin, yüreklerden taşan isyanların ruhların üstünde bıraktığı derin izlerin hikâyesidir.
Mutluluğun doruklarında yüzerken sahip olduğu her şey bir anda yok olan bir kadının, hayatın içinde kaybettiklerini, yeni bir yaşamı ve kendisini yeniden bulabilmek uğruna ülkesinin yenik düştüğü savaştan kaçarken, ruhundaki amansız savaşı kazanabilmek için verdiği sonsuz mücadelenin hikâyesidir.
Bu gün güncelliğini halen koruyan, aynı acıları ve kayıpları, savaşın içinde bir yaşamın zorluklarını hep birlikte yüklenen talihsiz bir coğrafyanın insanlarının hayatını da anlatan bu kitap, henüz bitmemiş bir yaşamın hikâyesidir.
![]() |
Yüklüyor |

Tek yapman gereken bir insan kahraman bulmak. O zaman Zeus seni özgür bırakacak
Deary’nin muhteşem Ateş Hırsızı serisinin Türkçe yayımlanmaya başlanması kelimenin tam anlamıyla bizi ihya etti.
Radikal Kitap
Okurun ilgisini sürekli canlı tutan ilginç kurgusuyla, farklı birşeyler okumak isteyenlere. En çok da mitolojiden ve tarihten hoşlananlar için
Cumhuriyet Kitap
Ölmeden Önce Keşfetmeniz Gereken 5 Sır
Eğer Hayatınızın Sonunda keşke Demek istemiyorsanız Bu Kitabı Mutlaka Okumalısınız
“Eğer bu yıl sadece bir kitap okuyacaksanız, lütfen bu kitap Ölmeden Önce Keşfetmeniz Gereken 5 Sır kitabı olsun. Dr. Izzo daha mutlu ve anlamlı bir hayatı elde etmek için gerekli olan temel noktaların sentezini yaparak bize tarihi bir hizmette bulunmaktadır. Bu olağanüstü bilgece bir eserdir —Larry C. Spears,
“Hayatınızın sonunda ‘Keşke şimdi bildiğimi daha önce bilmiş olsaydım’ demek yerine, şimdiden de bu bilgiye ulaşabilirsiniz. Bu kitap gerçekten önemli bakış açılarına sahip insanların inanılmaz bilgeliklerini toplayan bir kitap.”
—Marshall Goldsmith
“Hangi yaşta olursanız olun, bu kitabı gerçekten daha önceden okumuş olmayı dileyeceksiniz. Buradaki kişisel anekdot ve içten bilgelik yüreğinizi kuşatacaktır.”
—Stephen Covey, Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı kitabının yazarı
“Gecelere kadar süren içten bir sohbet gibi, bu kitap hayatın anlam ve amacını arayan okuyucuları büyüleyecektir.”
—Richard J. Leider,
Mutlu bir hayatı yaşamanın sırrını bilmek istiyorsanız, bunu mutlu olmayı başarabilmiş insanlardan öğrenin.
Çoğunlukla yayınlanan televizyon programına dayanan bu kitap, kalıcı mutluluğu elde etmek için okuyucuyu içten ve samimi bir yolculuğa çıkarmaktadır. Bu kitap için, John Izzo 200’den fazla kişiyle röportaj yapmıştır. Röportaj yapılan bu kişiler 60 ile 106 yaşları arasında olan tanıdıkları tarafından hayatın anlamını ve mutluluğu bulmuş kişiler olarak gösterilen kişilerdir. Kasaba berberinden, Soykırım’dan kurtulanlara, kabile şeflerinden, CEO’lara kadar çeşitli meslek gruplarında olan bu kişilerin 18.000 yılın üzerinde bir hayat deneyimi bulunmaktadır. Izzo onlara şu tarz sorular sormuştur: Size en büyük mutluluğu getiren neydi? Daha önceden öğrenmiş olmayı dilediğiniz şey nedir? Sizin için tamamen önemli olan ve olmayan neydi? Burada Izzo birçok kişinin hayat hikayesini paylaşmaktadır. Bunların bazıları gülünç, canlı ve düşündürücüdür. Izzo beş sırrı bu insanları dinleyerek öğrenmiştir. Bu kitap ölmeden önce sizin için önemli olanı keşfetmenizde size yardımcı olacak, bazen güldürecek bazen de gözyaşlarınızın dökülmesine yol açacaktır.

“Amerika’daki çok sayıda iş adamı ve iş kadınının kariyer hayatında çok önemli anlar vardır. İşte bu anlarda bazı insanlar kilit rol oynamışlardır. Ben de’the Change Maker’s (Değişim Yaratanlar) kitabımda bu insanları anlatmıştım. Aslında bu önemli rol kendini sadece kariyerinde değil, özel hayatlarında da gösterir.”

Bir insanın sağlığına dikkat etmesi, onu özenle koruması ne denli önemliyse, bir ülkenin de güvenliğine özen göstermesi ve onu koruması o denli önemlidir. Savunma güvenliği, bir bakıma yaşama refleksi gibidir. Yaşama ve var olabilme güdüsü, her canlı varlıkta doğuştan edinilmiş bir mekanizmadır. Yeni doğmuş bir bebek, bir an önce ölmek ve yok olmak için değil, yaşama tutunabilmek, canlılığını sürdürebilmek için çırpınır. Yaşama bağlanabilmek, sadece güvenli bir ortamda gerçekleşebilir. O güvenli ortam ise ancak bilgiyle sağlanabilir.
İstihbarat (Intelligence) faaliyetleri (etkinlik değil) özünde “Bilgilenme” süreçleridir. Kendini koruma ve savunma dinamiklerinden kaynaklanmış olabileceği gibi saldırganlık ve şiddet gibi amaçlar için de “Bilgilenme” kullanılır. Bilgilenme, yaşamın her alanına yön veren tek unsurdur.
Devlet yönetiminde “Bilgilenme” birinci dereceden önceliği olan hayati önemi haiz bir “Procedure” (usûl, uygulama) olarak değerlendirilir. Bu nedenle de “Bilgilenme” Procedure’üne katılacak kişiler, sıra dışı bir yaşam tarzı sürdürebilecek, bu zorlu koşullara dayanabilecek ruhsal ve bedensel güçte olmak zorundadırlar. Devlet yönetiminde “Bilgilenme” görevini üstlenmiş olan kişiler, en geniş anlamıyla “İstihbaratçılar”dır. Bu, her devlet için böyledir.
İstihbaratçıların devlet başkanları olmalarına da bu nedenle çok sık rastlanır. ABD’de de Ronald Reagan, FBI ajanı (Kod: T-10) olarak çalışmıştı, Baba Bush ise doğrudan CIA’yı yönetmişti. Sovyetler’de Andropov, KGB’nin başıydı, günümüzdeki Vladimir Putin ise geçmişte KGB’nin en “güvenilir casusu” i

Türk yakın tarihini anlamak için o dönemi yaşayanların anılarını objektif bir şekilde yazmaları gerekir. Askerler, siyasiler, üst düzey bürokratlar başından geçenleri genç kuşaklara aktarırsa gelecekteki yaşanması muhtemel sorunların önüne geçilebilir.
Ülkemizde başından geçenleri objektif bir şekilde anlatan ve yazanlardan biri de emekli albay Erdal Sarızeybek’tir. Bir önceki kitabı “Ya Gazi Paşa Duyarsa” ile tüm şimşekleri üzerine çeken ve yazılamayanları yazan Sarızeybek bu kez ihaneti sorguluyor.
PKK terör örgütünün 1980′lerden günümüze kadar sarmaşık gibi nasıl boy attığını ve ona bilmeden (!) de olsa yardım eden siyasi, askeri tüm yetkilileri mercek altına alıyor. Turgut Özal’dan Tayyip Erdoğan’a, askeri bürokrasiden diğer yetkililere bu sürece dahil olmuş herkes Sarızeybek’in kaleminden nasibini alıyor.
Kitabın bir diğer çekici noktası da Cem Ersever olayı. Ersever’i eroin işine kimlerin soktuğu, kimler tarafından öldürüldüğü, Doğu Anadolu’daki rantın nasıl ve kimler tarafından bölüşüldüğü ve kaçakçılık faaliyetlerinin nasıl organize edildiği kitapta ayrıntılı bir şekilde anlatılmış.
“İhaneti Gördüm” yakın tarihin kirli sayfalarını gösteren, PKK olgusunun perde arkasındaki isimleri yansıtan, bu ülkeye ihanet edenleri resmeden çarpıcı bir çalışma.


Roman Cumhuriyete sevgisizliklerini içlerinde gizli tutanların, ellerine yetki geçince, acımasızlıkların anlatır. Hayatı Kabare sahnesi içinde gören Bay Mimar�ın üzerine çamur atılır. Yolu tarifsiz üzüntüleri içinde Paşakapısı Cezaevi�ne ulaşır. Ama yaşamak, sadece kahırlarla dolma değildir. İnsanların en muhteşem yanı, zor şartlarında, coşkuları içinde duygularını, göz yaşları içinde sıkıntılarını paylaşabilmeleridir. Ve bir mahpushanenin iki ranzalık odasını, �Büyük Karantina Loca Gazinosu� yapan adamların gönüllerinden taşan sevgilerini ne demir parmaklıklar, ne de boyu yüksek duvarlar mâni olabilir. Onları insan yapan, oturulan makamlar olmayıp, gönüllerini orta yere koymaları, Karantina Locasında heyecanlarına, tutkularına, hülyalarına tutunabilmeleridir.
Bay Mimar rüşvet almadığını ispat etmek için rüşvet verirken, düzenine bir anlam veremediği dünyayı, siyah beyaz misali tezatlar güzelleştirir: Fıkraların süslediği show programlarında bir mahpushanenin karantina locası, Büyük Gazino olur. Bir mimar başına iki bin yıl ceza kesilmiş bir mahkumla karşılıksız bir dostluk kurar. Ve göz yaşları, kahkahalarla gelip geçen hayatta, her şartın içinde severek, paylaşarak, gülerek yaşamanın fazileti orta yere konur…

“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”
Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk’un üzerinde altı yıldır çalıştığı harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor… Mahsumiyet Müzesi’ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz.
1975′te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun’un hikâyesi: hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak.
Ülkemizde ve dünyada milyonlarca okurun sevgi ve hayranlığını kazanmış olan, kitapları elli sekiz dile çevrilen ve her yeni romanı büyük bir merakla bütün dünyada beklenen Pamuk, okurlarına unutulmaz rüyalar gibi, akıllardan hiç çıkmayacak sarsıcı bir hikâye anlatıyor.
