Kitabın Adı Susuz Yaz
Kitabın Yazarı Necati CUMALI
Yayınevi ve Adresi Çağdaş Yayınları Yerebatan Cad. Salkımsöğüt Sok. NO:9/B Cağaloğlu ISTANBUL
Basım Yılı 1997
KİTABIN ÖZETİ
Susuz Yaz, Necati CUMALI’nın, öykülerden oluÅŸan, adını da içindeki bir öyküden alan kitabıdır. Yazar, avukatlık yaptığı yıllarda, hem memleketi olması hem de yaÅŸamının önemli bir kısmını orada geçirmesi nedeniyle, İzmir’in Seferihisar ve Urla ilçelerine baÄŸlı köylere ait deneyim ve izlenimlerini sunar bu kitapta. Yazılanlar her ne kadar kurgu olsa da, öykülerdeki isimler deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ olsa da, söz konusu öykülerde yaÅŸananlar gerçeÄŸin ta kendisidir. Susuz Yaz’ı okuyup da Urla ve Seferihisar bölgesine gidenlerin gözünde hemen kitabın satırları canlanırken, bölgeyi iyi bilen biri için de kitabı okuyunca civarın daÄŸları, dereleri ve ormanlarının canlı bir ÅŸekilde gözünün önüne geleceÄŸi kesindir.
Toplam onbir kısa öyküden oluÅŸan kitapta, Necati Cumalı, gerçekçi köy hikayelerini toplamıştır. Toprak, su davaları, çekiÅŸmeler, kıskançlıklar, öç almalar, kavgalar, cinayetler, zorbalıklar ve köylümüzün, kasabalımızın bu konulardaki tutumu anlatılıyor bu hikayelerde. Aynı zamanda ÅŸair de olan yazarın bu özelliÄŸi konuları anlatış tarzına da yansımış görünmektedir. Olayları o kadar ÅŸiirsel bir dille anlatıyor ki okuyucu ister istemez kendisini olayın içinde buluyor. Kitaba adını veren Susuz Yaz’ın yanında on öykü daha vardır: Öç, Yenilmeyen, DaÄŸlı ve Muharrem, Bıçak, Kaatil, Gülsüm Kıza Ağıt, Esma ile İsmail, Aktör, Aksinin Biri ve Selim’i Anarım.
Tiyatroya da uyarlanan Susuz Yaz’ın konusu adından da anlaşılacağı üzere “su”dur; Anadolu’da hep var olan, yüzyılımızın son çeyreÄŸinde sınırları da aşıp uluslar arası, savaÅŸ çıkartacak kadar önemli bir hale gelen su paylaşımıdır. Mevcut suyun herkese yetmemesi üzerine, tarlasından su çıkan iki kardeÅŸ suyu sahiplenir. Çıkan su kavgası kardeÅŸlerden birinin cinayet iÅŸlemesiyle sonuçlanır ve diÄŸeri hapse girer. Ceza evine düşen kardeÅŸ evlidir ancak gelenek olduÄŸu üzere suçu küçük üstlenir. Bir süre içerdeki kardeÅŸiyle ilgilenen aÄŸabey daha sonra geline göz koyduÄŸu için kardeÅŸinin ölüm haberinin geldiÄŸi yalanını bütün köye yayar ve nihayet böylece çaresiz kalan gelinle evlenir. Ancak yıllar sonra ceza evinden beklenmedik ÅŸekilde çıkıp gelen küçük kardeÅŸ olayları öğrenince kıyamet kopar.
Sinema uyarlamasında aynı adama âşık ana-kız rekabeti olarak gösterilen Öç’te ise köyün iÅŸsiz güçsüz haytasından kızını korumaya çalışan ananın durumu ve olaylarla hiç de ilintisi olmayan insanların trajedisi anlatılmaktadır. AÄŸabeyinden (Åžerif Ali) farklı olarak gözü hep iÅŸinde olan küçük Mahmut aÅŸk olayının en hak etmeyen kurbanı olarak, kendisini ve erkekliÄŸini ispatlamak zorunda hisseden, bunu daha çok köylülerin ırz, namuz doldurmalarıyla yapan, kızın (Hacer) erkek kardeÅŸi tarafından öldürülür. Köylerimizde yaygın olarak görülen tipik bir kız kaçma-kaçırılma ve bunu takip eden namus cinayeti olayıdır.
Yenilmeyen’de her ÅŸeyini yenilmez bir güreÅŸ devesine yatıran bir köylünün kıskançlıklar sonucu devesinin öldürülmesiyle beraber Batı Anadolu’daki deve güreÅŸi geleneÄŸi en ince ayrıntısı ve terminolojine kadar okurlara sunulmaktadır. Anlatımdaki ÅŸiirsellik bir devenin ölümünü okur vicdanında bir insanınki kadar acıklı ve hüzünlü hale getirmektedir. Bıçak ise insanımızın silaha düşkünlüğünü iÅŸleyen, bir bıçağın köy çocuÄŸunun arkadaÅŸları ve büyükleri nezdindeki imajını nasıl güçlendirdiÄŸini anlatan kısa öykülerden bir baÅŸkasıdır.
DaÄŸlı ve Muharrem, Katil ile Gülsüm Kıza Ağıt öykülerinde sırasıyla zorbalık, kabadayılık, eÄŸitimsiz ve kocasına tamamen mahkum olan kadının dramı ve bütün bunların karşısında sürekli bastırılan, horlanan, aslında pervasızlığa saygısından dolayı baÅŸ vurmayan insanların çileden çıkıp olanlara dur demesi ve kendini savunma ihtiyacı hissetmesi örnekleriyle anlatılmaktadır. Ezilen insanların haklılığını belgelemek istercesine söz konusu hikayelerde cinayet iÅŸleyenler yazar tarafından “katil olmalarına raÄŸmen” o ÅŸekilde sunulmaktadır ki okuyucu farkında olmadan sempati duyar onlara.
Aktör ve Aksinin Biri öykülerinde ortak olarak insanlarımızın zayıflıkları, içinde bulundukları maddi güçlükler ve bu güçlükler nedeniyle kolayca yoldan çıkarılmaları, devlet memurlarına rüşvet verilerek ulusun ortak değerlerinin nasıl katledildiği anlatılmaktadır. Hayatta hiç bir amacına ulaşamayan sözde aktör, köylü ve kasabalının saf duygularını ve iyi niyetini sömürerek yaşayıp giderken, bir kereste tüccarı da kolcunun maddi açmazlarını ve içkiye düşkünlüğünü kullanarak ormanları talan etmeye devam eder. Tüccarın yolsuzluğu sanki kırk yıl öncesine ait değil de son birkaç yıldır yaşadığımız her türlü yolsuzluk, sahtekârlık, yüzsüzlük ve vurdum duymazlıkları sergiliyor gibidir. Öyküde yaşananlar günümüze adeta nazire yapıyor, bize çok alışık olduğumuz şeyleri bir daha hatırlatıyor.
Öykülerde görülen genel olumsuz havaya raÄŸmen Selim’i Anarım adlı öyküde yazarın kendisi bile çalışkan Türk köylüsüne âşıktır. Elinde bulundurduÄŸu tarla, baÄŸ ve bahçelerini iÅŸleyerek, diÄŸer bazı komÅŸuların gerek kendi tembelliklerini bastırma dürtüsü gerekse kıskançlıkları nedeniyle sürekli saldırmaları ve dalga geçmelerine raÄŸmen, etrafını cennete çevirmiÅŸtir köylü Selim. Engel olunmadığı, destek olunduÄŸu hatta hiç deÄŸilse gölge edilmediÄŸi zaman insanımızın yapamayacağı ÅŸey yoktur.
Bu kitapta ele alınan konular ve sorunlar aslında yüz yıllardır Türk toplumunun yaÅŸadığı sorunlardır. Yazar kiÅŸilerin çatışma ve didiÅŸmeleri yoluyla bizi bu sorunlara götürmekte, çözüme hiç de gerek olmadığını, problemin çözümü de içinde barındırdığını olayların inceleniÅŸ ve aktarılışı sırasında gayet açık bir ÅŸekilde vermektedir: Çözüm eÄŸitimdir. Bu dava ve olaylar köyümüz ve köylümüz (bugün kentlimiz de buna dahil edilmeli) aydınlığa kavuÅŸturulmadıkça sürüp gidecektir. Hatta bugün “kentli” demekte bir hayli zorlandığımız ÅŸehirlilerimizin bir çoÄŸu da ironik bir ÅŸekilde aynı kadere mahkum olmuÅŸtur. Eskiden cehalet yüzünden sadece kırsal kesimde karşılaşılması muhtemel bazı olaylar kentlere kadar gelip dayanmıştır.
Hemen hemen iki çeyrek asır önce yazılmış ve eleÅŸtirilmiÅŸ olan konular ne gariptir ki hiç deÄŸiÅŸmeden bugün de karşımızda durmaktadır. Bu bakımdan Necati Cumalı’nın öyküleri güncelliÄŸini, gerçekliÄŸini ve sıcaklığını yitirmeyen öykülerdir. Tüm zamanlarda okunabilecek bir baÅŸucu kitabı olma özelliÄŸini taşımaktadır. Su davası (Susuz Yaz), kız kaçırma (Öç), kabadayılık yoluyla para sızdırma (DaÄŸlı ile Muharrem), boÅŸanan kadının dramı (Gülsüm Kıza Ağıt) ve rüşvet, yolsuzluk, memleket kaynaklarını talan etme (Aksinin Biri) konuları hem köy hem kentlerimizde fazlasıyla yaÅŸadığımız, alıştığımız ve iyice kanıksadığımız konulardır. İnsanımızı daha iyi tanımak için okunması gereken bir kitaptır Susuz Yaz.