‘dil’ olarak etiketlenmiş yazılar

Turk Dil Kurumu – Imla Kılavuzu

Salı, 27 Kasım 2007

SUNUS
Harf sistemini kullanan yazılarda üç türlü imlâ düzeni vardır: 1. Sese (söyleyise) baglı imlâ düzeni,
2. Kökene baglı imlâ düzeni,
3. Gelenege baglı imlâ düzeni.
Alfabe sistemi yüzyıllardan beri degismemis olan dillerde genellikle gelenege baglı imlâ düzeni hâkimdir.
Böyle dillerdeki imlâ düzeni, baslangıçta sese ve kökene baglı olsa da zaman içinde söyleyiste meydana gelen
degismeler imlâya yansıtılmadıgı için imlâ, söyleyis veya kökene baglı olmaktan çıkar ve geleneklesmis olur.
Yeni alfabelerin uygulandıgı dillerde ise söyleyise baglı bir imlâ düzeni benimsenebilir. Ancak diller sürekli
bir degisim içinde oldugu, dolayısıyla söyleyis de sürekli olarak degistigi için bu tür imlâ düzenlerinde de
zamanla geleneklesmeler baslar.
Bilindigi gibi Türk alfabesi de 1928′de kabul ettigimiz yeni bir alfabedir. Tabiî olarak yeni alfabemizde
söyleyis esas alınmıs ve söyleyise baglı bir imlâ düzeni öngörülmüstür. Bu bakımdan yeni Türk alfabesi
dünyada örnek gösterilecek alfabelerden biridir. Ancak asagıda belirtecegimiz bazı sebepler yüzünden
imlâmız bir türlü yerine oturamamıs ve birtakım sıkıntılarla karsı karsıya kalınmıstır. Bu sebepler sunlardır:

Dil öğretiminde yaklaşım ve yöntem tartışması

Pazartesi, 26 Kasım 2007
Dosya adı: Dil öğretiminde yaklaşım ve yöntem tartışması
Dosya tipi: .rar
Dosya boyutu: 72.65


İslam Deklarasyonu / İslami Yeniden Doğuşun Sorunları

Pazartesi, 13 Ağustos 2007

İslam Deklarasyonu / İslami Yeniden Doğuşun Sorunları
Aliya İzzetbegoviç


Aliya İzzetbegoviç
FİDE YAYINLARI

Birkaç yüzyıl öncesine kadar medeniyeti belirleyen Müslümanlar, bugün neden geri kalmış durumdalar? Çağdaşlık ve İslam yan yana gelebilir iki kavram mıdır? Kur’an ve İslam hakkında ne kadar şey biliyoruz? Bildiklerimizin ne kadarı gerçekle örtüşüyor? İslam sadece bir inanç biçimi midir, yoksa insan hayatının tüm çizgilerini belirleyen bir sistem mi? Müslüman kadın kimdir, nasıl olmalıdır? İnsanların eşitliği diye bir şey var mıdır? Müslümanların kardeşliği nasıldır ve bu mümkün müdür? Din ve vicdan özgürlüğünün sınırları var mıdır? Azınlıklar sorununa nasıl bakmalıyız? İslamî yeniden doğuş, dinî veya siyasî devrim mümkün mü? (daha fazla…)

DİL DEVRİMİNİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ

Pazar, 10 Haziran 2007

Dil devriminin Atatürk’ün görüşündeki yerini tespit edebilmek için, kendisinin bu konudaki düşüncelerini ele alacağız. Diyor ki:
“…Millet dil, kültür ve ülke ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir toplumdur.”
Atatürk, dil bağını, ulus olabilmenin ilk şartları arasında görmüştür. Gerçekten de bu devrim, ulusal bir kültürün yaratılabilmesi için ulusal bir dilin yeniden canlandırılması amacına yöneliktir.
Çünkü, ulusal birliğin ilk unsuru kültür birliğidir. Halkla aydını birbirine yaklaştıran en etkili araç hiç kuşkusuz, her iki zümrenin kolaylıkla anlaşabilecekleri sade bir dildir. Atatürk 1932 yılında:
“Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz” (Söylev ve Demeçler, C. I, 5. 311)
demiş ve bu amaçla da 1932 yılında “Türk Dilini Tetkik Cemiyeti”ni kurmuştur. Bu cemiyet aynı yıl içinde “Türk Dil Kurumu” ismiyle çalışmalarını Atatürk’ün yakın gözetimi altında sürdürmüştür).

Dil Kurumu, 1937 yılına kadar çok verimli bir çalışma göstermiş ve bilimsel terimlerin önemli kısmı özleştirme ve arındırma sonucu olarak temiz bir Türkçe’ye dönüştürülmüştür. Ancak, Atatürk’ün ölümünden sonra, Dil Kurumunun aynı doğrultuda çalıştığını kanıtlayacak tutamaklardan oldukça yoksun kalındığını söylemek, insafsızlık olmayacaktır. (daha fazla…)