‘kitabı’ olarak etiketlenmiş yazılar

Anne Beyaz Çoraplarım Nerde?

Perşembe, 02 Temmuz 2009

anne beyaz çoraplarım nerde
Biz o zamanı iyi yaşadık. Çeşmeden su içtik komşunun bahçesinde eriğe kiraza dut ya da incire dalabildik boş arsalar vardı ve oyunu bırakmayalım diye oralara işedik. ‘Yangın söndüren var! ‘ diye bağırılsa da üstümüze de gelse bunu yaptık. Toprak gördük çukur oynadık ağaçtan düştük kiraladığımız bisikletten düştük. Her tarafımız kanadı belki annemizden babamızdan azar da işittik ama onuda yapmaya devam ettik. Tüp kamyonlarının arkasına takıldık ‘Arkaya takılan var ‘ diyenlere aldırmadık. Düştük kalktık büyüdük… (daha fazla…)

Cumhuriyet Dönemi Masonlar

Çarşamba, 17 Haziran 2009

masonlar
Bu kitabımda Abdülhamid ve Masonlar (Başlangıçtan 1905 ‘) ve onu izleyen İttihatçılar ve Masonlar ‘ı (1905-1918) tamamlamaya yöneldim. 1919 ‘dan 2003 yılına kadarki süreç incelenmektedir.
Bir harici olarak Masonluk kurumunu içinden değil topluma yansıyıp ve algılanış şekliyle değerlendirmeye bu kitapta da özen gösterdim. 19 ve 20. yüzyıllardakinden çok farklı bir dünya oluşurken Masonluğun (daha fazla…)

Gördüm, Dokundum …ve Sevdim

Pazartesi, 15 Haziran 2009

gördüm, dokundum ve sevdim
Görmeden aşık olur mu insan, gözümüzle gördüğümüz müdür sevdiğimiz yoksa ruhuna dokunabildiklerimizi mi severiz?!
Sevilene dokunamayınca geceler boyu onun hayaliyle ruhunun karanlık koridorlarına dalmaz mı insan… Bir kış günü ateşlere bulanmaz mı…
Yolcu değil miyiz hepimiz başkalarının hayatlarının yolcuları…
Gece vakti çimenlerin üzerine uzanmış yıldızları seyrederken tüm aşkları yüreklerine aşır bir yolcu konaklama aykırıdır yolcuya bir hayalet gibidir ruhları şeffaftır herkesin içine girip onlardan olabilirler.
Romantik bir yolcunun hikayesi “gördüm dokundum …ve sevdim”.
Halim Bahadır senelerdir yaşadığı hayatın satır aralarını yazdı okurlarının hıçkırıklarını paylaştığı gülümsemelerini çoğalttı iklimleri dolaştı kalemiyle insanların ruhlarına dokundu. (daha fazla…)

Türk Aynştaynı “Oktay Sinanoğlu Kitabı”

Çarşamba, 26 Kasım 2008

abı”
Kitabın Yazarı Emine BAYKARA
Yayınevi ve Adresi Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul
Basım Yılı 2001

KİTABIN ÖZETİ

Kitap, gazeteci-yazar, Emine ÇAYCI’nın Oktay Sinanoğlu ile yaptığı 435 sayfalık, uzun bir söyleşiden oluşmuştur. Ancak söyleşi bölümünün ardından Sinanoğlu’nun hayat hikayesi tarih sırasına göre verilmiştir. Ayrıca Sinanoğlunun yayınlanmış yüzlerce kitap, makale v.b. yayınlarının bibliyografyası kitaba eklenmiştir. Kitabın son bölümü, Sinanoğlu’nun hayatının çeşitli dönemlerine ait çekilmiş fotoğraflardan bir albüm ve yine Sinanoğlu hakkında yerli ve yabancı basında çıkmış haber küpürleri ve ona verilmiş ödüllerin belgelerinden oluşmaktadır.

Oktay Sinanoğlu, söyleşi boyunca kendisi, ailesi, mesleği, hayatı, gezileri, büyük projeleri, bilimsel ve sosyal konulardaki tespit, görüş ve yorumlarını aktarır.

Oktay Sinanoğlu, bir Türk bilimadamı olarak dünyada kendini kabul ettirmenin ötesinde, ürettiği teoriler, oluşturduğu kuramlarla kimya, fizik, biyoloji alanlarında çığır açmış bir insandır. Hayat hikayesi kısaca şöyledir: 1935 yılında Türkiye Eğitim Derneği, Yenişehir Lisesinde burslu olarak okudu ve okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla kimya mühendisliği eğitimi almak üzere ABD’ye gitti. Kaliforniya’da Berkeley Üniversitesinin Kimya Mühendisliğini1956′da birincilikle bitirdi. 1957 yılında dünyaca meşhur bilimadamlarının yetiştiği MIT’de (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) Yüksek Kimya Mühendisi oldu. Yine Berkeley’de iki yılda Kimya Doktorasını tamamladı. Yale Üniversitesinde iken, 1963′te ABD’nin en genç profesörü oldu. Beraber çalışmaya başladığı ilk doktora öğrencilerinden yaşça daha küçüktü. Amerikada Yale, Harvard gibi iki üniversitenin iki kürsüsünde ders veriyor, ülkenin çeşitli şehirlerindeki üniversitelerine konferans ve seminerlere çağrılıyordu. Aynı anda dünyanın en tanınmış kimya, matematik ve fizik dergilerinde makaleleri yayınlanıyordu. Bir yandan da National Science Foundation, Ulusal Bilim Vakfı’nın araştırma projelerine katılıyordu.

Oktay Sinanoğlu kısa zamanda Kuantum Fiziği ve Kimyası, Moleküler Biyoloji ve Matematik alanlarında yüzlerce teorem geliştirdi. Dünya bilim literatürüne eşi benzeri az görülür biçimde katkılarda bulundu. ABD, Batı ve Doğu Almanya, Fransa , İsveç, Japonya, Hindistan, Rusya ve Meksika ve daha pek çok ülkeye bilimsel araştırmalar ve projeler için gitti. Üst düzeyde bilimsel ve devlet nişanları aldı. Devlet başkanlarının şeref konuğu oldu. Konferanslar verdi ve bilimsel toplantılara katıldı. Nobele aday gösterildi; öğrencisi Nobel ödülünü kazandı.

İstanbul’da 19 Ağustos – 5 Eylül 1964 tarihleri arasında sonradan Boğaziçi Üniversitesine dönüşecek olan Robert Koleji binasında ilk kez bir uluslar arası yaz okulu düzenledi. Kuantum ‘Nicem’ Kimyası üzerine yapılan bu yaz okulunda savaş sonrası ve soğuk savaş dolayısıyla birbirnden kopuk olan dünyanın dört bir yanındaki bilim adamlarını bir araya getirdi ve bu alandaki alışverişle bilimsel anlamda yeniliklere Türkiye’de adım atılmasını sağladı. Konferans bildirilerinden oluşan üç cilt çeşitli ülkelerde 30 yıl boyunca ders kitabı olarak okunmuş.1965′te İstanbul Yeşilyurt’ta Çınar Otel’inde Yüksek Enerji Fiziği üzerine, ikinci uluslar arası yaz okulunu düzenledi. 1969′da İzmir Urla’da ‘Atom Fiziğinde Yeni Yönler’ üzerine üçüncü uluslar arası yaz okulu düzenledi.

ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitelerinin kurucuları arasında yer aldı. 1968′de ODTÜ’de Kuramsal Kimya Bölümünü kurdu. 1973′de Boğaziçi Üniversitesi’nde danışman profesör olarak çalıştı. 1974′te Milli Eğitim Şurasına katıldı ve bilim ve teknoloji eğitiminin Türkçe olması gerektiği üzerine konuşmalar yaptı. 1994 -1995′ te Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümünde profesör ve rektör danışmanı olarak görev yaptı. Halen aynı bölümde profesörlük görevini yürütmektedir.

Bilim dünyasında olduğu kadar özel hayatında da çok renkli bir kişiliğe sahip olan Sinanoğlu, yelkenlisi ile sık sık uzun okyanus gezileri yaptı, pilotluğu öğrenip uçuşlar yaptı.

Farklı zaman ve zeminlerde sürdürülen bu söyleşide Oktay Sinanoğlu bir çok konuda ilginç fikir ve düşüncelerini açıklamaktadır. Bunlardan bazıları şöyledir: “Dünyada önemli bazı ülkeler, Türkiye’de kurulan bazı uluslar arası dernekler vasıtasıyla va bazı kişilerin özel çıkarları bu işe alet edilerek Türkiye’nin bilimsel gelişmesini önlenmeye ve baltalanmaya çalışılmaktadır. Türkçe’nin bilimsel araştırma dili olmaktan çıkarılması ve bunun yerine İngilizce yada bir başka yabancı dilin eğitim dili haline getirilmeye çalışılması ve hedefli bilimsel araştırmaların engellenmesi yada kösteklenmesi bu gayretlerin bir ürünüdür”.

Sinanoğlu’nun üzerinde durduğu konulardan bir tanesi de bilim adamlarının nasıl yetiştirileceği, bilimsel araştırma yöntemlerinin nasıl olması gerektiği hakkındadır. Bilimsel ürün ortaya koymanın ve bir eser meydana getirmenin yolunun, işin sonundaki maddi ödül ve gelirleri, bilimsel ünvan ve lakapları, tanınma ve ünlü olma gibi meyveleri düşünmeden çalışmak olduğunu anlatır.

Sinanoğlu’na göre “Bilimci; araştırıcı, sorgulayıcı ruhtaki insandır. Bilim ise, konserve kutusuna konmuş bilgilerin tümü demek değildir. Bilim canlı bir organizma gibidir; devamlı değişir, gelişir, yeni verileri tutmayan yerine yeni varsayımlar, kuramlar üretilir, onlar sürekli denenir, sınanır, sorgulanır, yeni verilerce çürütülmediği sürece yaşar. Hal böyle olunca gerçek bir bilimcinin kalıp kafalı, slogan kafalı, değişik düşüncelere kafası ve yeni olgulara gözü kapalı olması mümkün değildir. Araştırıcı, sorgulayıcı ruhla, bağnazlığın herhangi bir türlüsü bir arada bulunamaz”.

Sinanoğlu’nun yaşamı boyunca önemli bir özelliği de her zaman her platformda el üstünde tutulmasına ve ünlü olmasına rağmen, Türk milletinin kültürüne, diline tarihine ve değerlerine kendini sımsıkı bağlı hissetmiş ve bu bağlılığın bir gereği olarak yıllardır gözlemlediği, dış dünyayla karşılaştırarak, düşünerek vardığı sonuçları Türk halkının her kesimine, hiçbir ayırım yapmadan iletmeyi vicdan borcu olarak görmüştür. Türk milletinin değerlerini de dış dünyaya aynı heyecanla tanıtmaya çalışmıştır. Örneğin, Türk ve Japon kültürleriyle ilgili yaptığı karşılaştırma ve değerlendirmeler, Japonya’da büyük yankı uyandırmış ve iki kez Japonya’ya davet edilmiş ve Türk resmi heyetine başkanlık yapmıştır. Bu sırada yapılan görüşmelerin sonucu olarak İpek Yolu dizisi projesi ortaya atılmış ve Japonya’dan Türkiye’ye kadar sadece Japonca ve Türkçe konuşularak tarihi İpek Yolu güzergahı üzerindeki milletlerle iletişim kurulabileceğine Japonları ikna etmiş ve buralardaki ortak kültürün filme çekilerek sergilenmesini önermiştir. Japonlar bu projeye hayran kalmış ve gerçekleştirmişlerdir.

Sinanoğlu’nun değindiği ilginç konulardan bir tanesi de Avrupa ve ABD’de, zannedilenin tersine, kendi şahsi tecrübelerini anlatarak söz ettiği bilim hırsızlığının yaygın olduğudur. Bilim adamlarının üçüncü dünya ülkelerinden gelen genç, zeki ve dinamik ya da yalnız sahipsiz bilim adamlarının bilimsel ürünlerinin ve çalışmalarının gasp edildiğini ve bu alanda bilimsel mafya ve çetelerin oluşmuş olduğunu ileri sürmektedir.

Söyleşi boyunca Sinanoğlu’nun vurguladığı ana temalardan bir tanesi de Batı Dünyasının Türkiye üzerinde korkunç oyunlar oynadığıdır. Nedeni ise Türkiye’nin konumu, tarihi mirası, kültür mirası ve üstlenebileceği ekonomik ve siyasi rolün muazzam potansiyelin, batı dünyasını korkuttuğu gerçeğidir ve Türkiye’nin, toparlanıp en az Japonya gibi bir ülke olması korkusudur. Sinanaoğlu’na göre “Batı, Türkiye’yi karşısında bir daha büyük güç olarak görmek istemiyor. Dolayısıyla en yoğun yıkıcı etkinlikleri Türk milletinin köküne, kültürüne, diline ve geçmişine makas atılması üzerinedir. Üniversitelerimizde ve hatta orta öğretim kurumlarımızda İngilizce ile eğitim yapmanın sürekli empoze edilmesi (yabancı dil öğretimi değil) Türkiye üzerine oynanan oyunların en tehlikelisidir. Bu ancak sömürge ülkelerde görülebilecek bir durumdur; Ülkeyi içten fethetmenin en etkili yoludur.”

Kitap baştan sona heyecan dolu bir hayat hikayesini aktarmaktadır. Oktay Sinanoğlu akıcı konuşmasıyla okuyucuyu kendine bağlamaktadır. Okuyucu Türkiye ve dünyanın son elli yıllık panoramasını film izler gibi kitabı elinden bırakmadan okuyabilir.

CAHİLLİKLER KİTABI

Salı, 25 Kasım 2008


Bildiğinizi düşündüğünüz her şey yanlış…

Bu kitap, yaygın kanılarla ilgili yanlış bilgilerimizin ve yanlış anlamalarımızın kapsamlı bir listesini sunuyor.

Cahillikler Kitabı, filozofların, bilimcilerin ve sokaktaki insanların tarihin büyük bölümünde cevabını aradıkları bir soruya ışık tutuyor: Hakikat nedir, zırva nedir?

Thomas Edison herhangi bir şey hakkında yüzde birin milyonda birinden daha az şey bildiğimizi söylüyordu; Mark Twain sadece matematikte uzmanlaşmak için sekiz milyon yıl gerektiğini düşünüyordu. Cahillikler Kitabı da, bilinecek ne varsa bildiklerini düşünenlere, “her şey bu metinde açıklanmıştır, bilmeniz gereken başka hiçbir şey yok” diyenlere meydan okuyor.

Siz hâlâ iki tane burun deliğimiz olduğunu, Dünya’nın tek bir uydusunun bulunduğunu, beş duyumuz olduğunu, suyun renksiz olduğunu, Amerika’nın adının Amerigo Vespucci’den geldiğini ya da 36 Osmanlı padişahı olduğunu düşünüyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.

Dullar ve Reçeller

Pazartesi, 02 Haziran 2008

dullar ve reçeller
Kenan Biberci
KANAT KİTAP

“Çileklerin tadının olduğu günlerin, pembe-karamel renginde, lezzeti on iki renk çarkıfelek macundan delirtici, keskin köpükleri… Otuz kupona ofset baskı Aile Ansiklopedisi, henüz sabuntozundan vazgeçilmemiş, deterjan kutularının üzerinde Aklan-Paklan kardeşler temizlikte yarışıyor, kadınların kıskançlıktan kudurmadan, iç rahatlığıyla Jackie Onassis, Prenses Grace ve yerlilerden Türkan Sultan için, ‘Allah için çok güzel kadın vallahi,’ diyebildiği günler. Sırları erkenden dökülse de çok sevdiğimiz, lacivert biyeli çinko tabakların yağlıboya çıtalı dolap raflarına yetmiş beş derece eğik dizildiği zamanlar. (daha fazla…)

Hep Senin Yanındayım

Perşembe, 29 Mayıs 2008

hep senin yanındayım
Linda Howard
EPSİLON YAYINLARI

Geleceği görmek ister miydiniz? Peki ya insanların düşüncelerini okuyabilmeyi? Yanıtlamadan önce bunu bir kez daha düşünün, bedeli sandığınızdan da ağır olabilir. Linda Howard bu romanında sizi gerçekliğinizden koparacak, belki de keşkelerle süslediğiniz bir aşkı yeniden sorgulamanızı sağlayacak. Geçmişten kaçış yok peki ya yarınlardan? Umut etmek ya da direnip yalnızlaşmak… Tercih sizin…
“New York Times”ın en çok satanlar listesini alt üst eden romanların yaratıcısı Linda Howard “Hep Senin Yanındayım” adlı gerilim ve aşk dolu, soluk kesen yeni romanıyla okuyucularının karşısında. Linda Howard’ın etkileyici ve bir o kadar da samimi üslubu sayesinde kahramanların nasıl ete kemiğe büründüğüne siz de şaşıracaksınız.

7 Hariç

Pazar, 25 Mayıs 2008

7 hariç
Gediz Akdeniz
EVEREST YAYINLARI

Bugünün Dr. Frankenstein’ları, Fukuyamacık progoklardır (kâhinler). Bunlar gerçeği daha ne kadar insanlıktan saklayabilecekler ki! Örneğin, inananları için çevirdikleri Matrix gibi filmleriyle mi?
Simülasyonlaştırdıkları toplumun dijital geçmişi, Batı uygarlığının hiper gerçeği olan bilimkurgu gibi filmleriyle mi? Yoksa Kuantum tuzaklarla dolu Biz Ne Biliyoruz ki? Gibi filmleriyle mi? Yoksa sanal Moore’un gerçek olan ABD Başkanı Bush üzerinde sanki ABD insanlarında kelebek etkisi yapacakmış Fahrenheit 9711 gibi belgesel filmleriyle mi? Dan Brown’un Batı uygarlığının geçmişteki hiper-gerçek gizemli şifrelerini gelecek için gerçek olarak arayan global bestselle olan kitaplarıyla mı? (daha fazla…)

Başka Dünyalar Mümkün

Cumartesi, 24 Mayıs 2008

başka dünyalar mümkün
K. Murat Güney
VARLIK YAYINLARI

Bilimkurgu, ütopyalar ve siyaset üzerine dünyaca ünlü bilimkurgu yazarları ve edebiyat eleştirmenlerinin kaleme aldığı makaleleri bir araya getiren Başka Dünyalar Mümkün, Türkiye’de ve dünyada ilk defa Ursula Le Guin’den Philip K. Dick’e, H. G. Wells’ten Isaac Asimov’a, J.G.Ballard’dan Samuel Delany’e, Stanislaw Lem’den Frederic Jameson’a edebiyat ve felsefenin büyük ustalarını bilimkurgu teması etrafından bir araya getiren bir kitap. (daha fazla…)

Viva La Muerte! / Yaşasın Ölüm!

Salı, 20 Mayıs 2008

viva la muerte
Alev Alatlı
EVEREST YAYINLARI

“Or’da Kimse Var mı?” dörtlüsü, azgın iştahların beslediği cehaleti şehvetle bağrına basan Türkiye toplumunun kıydığı bir aydının, Günay Rodoplu’nun öyküsü.
Alev Alatlı, “Bu toplumda ‘biliyor olmak’ mutlak surette bir haksızlığa maruz kalmak demektir.” diyor. “Çünkü bilgi borçlandırır, ‘anlamak’ zorunda bırakır. Cahil, acıma duygusu uyandırır. Yıkıcılığı bağışlanır. Bu, onların lüksüdür. Oysa, aydın, bilgilenmek gibi bağışlanmaz bir suçtan müebbeden mahkum edilmiştir. Bastığı yerde ot bırakmayan cahili vicdanının demir parmaklıkları arasından seyreder. (daha fazla…)

İstanbul Sofraları

Pazartesi, 19 Mayıs 2008

istanbul sofraları
Selin Kutucular
REMZİ KİTABEVİ

Kutucular, 4. baskıya ulaşan Büyükada Yemekleri adlı kitabının ardından bu kez İstanbul Sofraları’nı kuruyor.

Geleneksel İstanbul yemek tariflerinin yanı sıra mutfak kültürüne ilişkin anılarla bezenen kitap, renkli sanat ve sofra fotoğraflarıyla da süsleniyor. (daha fazla…)

Kulağınıza Küpe Olsun

Cumartesi, 17 Mayıs 2008

kulağınıza küpe olsun
Bülent Şenver
REMZİ KİTABEVİ

Ünlü isimlerden başarı öğütleri, hayat dersleri ve birbirinden ilginç anekdotlar…

Tanınmış, başarılı olmuş değişik kesimlere mensup zirvedeki 148 ünlüden başarı öğütlerinin, güzel sözlerin, hayat dersleriyle dolu anıların bir araya getirildiği bu derleme her zaman okunabilecek ve sonraki kuşaklara bırakılabilecek nitelikte.

Bu kitapta Sakıp Sabancı, Vehbi Koç, Bülent Eczacıbaşı, Feyyaz Berker, İshak Alaton, Nezih Demirkent, Üzeyir Garih gibi işadamlarının yanı sıra Süleyman Demirel, Rauf Denktaş ve Fatih Terim gibi liderlerin de başarılı olmak için önemsedikleri değerlerin ipuçlarını bulacaksınız. (daha fazla…)

Dostlarım Aşklarım

Cumartesi, 17 Mayıs 2008

dostlarım aşıklarım
Marc Levy
CAN YAYINLARI

Dostlarım Aşklarım, dünyanın çeşitli ülkelerinde milyonlarca okura ulaşan Marc Levy’nin yeni romanı. Son dönem Fransız edebiyatının en gözde yazarlarından Marc Levy, okurlarına bir kez daha duygu ve mizah yüklü bir dünya sunuyor ve Londra’nın göbeğindeki Fransız mahallesinde geçen sımsıcak, sevecen ve sevimli bir öykü anlatıyor.
Otuzlu yaşlarını süren, boşanmış ve çocuklu iki eski arkadaş, hayatlarını yeniden kurmak için aynı çatı altına yerleştiklerinde bir kural koyarlar: Eve tek bir çocuk bakıcısı ve kadın bile ayak basmayacaktır. Biri son derece egoist ve çocuk kalmış, öbürü mükemmeliyetçi ve özverili bu iki adam, kimi zaman çatışarak, kimi zaman uzlaşarak birlikte yaşamaya çalışırlarken yalnız değildirler. (daha fazla…)

44. Çocuk

Cuma, 16 Mayıs 2008

44.çocuk

Tom Rob Smith
DOĞAN KİTAPÇILIK

Stalin Rusya’sı… 1953… Sadece devlete karşı işlenen suçların dikkate alındığı bir zamanda, bir adam, devletin reddettiği seri cinayetlerin ardındaki gerçeği açığa çıkarmaya kararlıdır.
Olanaksız bir suç nasıl çözülür?
Sürükleyici ve bir solukta sayfaları çevireceğiniz bir hikaye.
“Kimseye güvenilmeyen paranoyak dünyanın korku verici şekilde anımsatılması. 44.Çocuk şimdiye dek okuduklarınıza hiç benzemeyen bir polisiye. Suç yok! “

Kod Adı: 68

Pazar, 11 Mayıs 2008

kod adı:68
Hulki Cevizoğlu
CEVİZ KABUĞU YAYINLARI

- Darbe yapsın diye askerleri kışkırtan gazetecilerin itirafları…

- İhtilal ortamı yaratmak için gençleri kim örgütledi?..

- MİT’teki “Balon Dosyası” neydi?.. 12 Mart Cuntasının telefonları bile dinlendi mi?.. (daha fazla…)