‘Kitap Tanıtımları’ olarak etiketlenmiş yazılar

BİRİNCİ DOĞU HALKLARI KURULTAYI

Pazartesi, 10 Kasım 2008

(Belgeleri I)
Nurer UĞURLU başkanlığında bir kurul tarafından hazırlanmıştır.

Dizgi – Yayımlayan:
Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.
Baskı: Çağdaş Matbaacılık ve Yayıncılık Ltd. Şti.
Ağustos 2000

BAKÛ 1920

BİRİNCİ DOĞU HALKLARI KURULTAYI
(Belgeleri I)

C

Doğu’nun Sorusu:
Türkler Milli Bir Devlet Kurmalı mı?

Prof. Dr. TARIK ZAFER TUNAYA

Boğazlar

”Şimdi Türk İhtilali Çanakkale Boğazı’nı Türk emekçi sınıflarının eline, bu yoldan, içlerinde Rusların da bulunduğu, dünya proleterlerine vermektedir. Böylece, Rus emperyalizminin yüzyıllardır çevirdiği entrikalarla başaramadığı şey, olgun bir erik gibi Rus işçi sınıfının avucuna düşüyor.”
Bu satırlar, Rus yazarı Yu. Steklov’un 1919 Nisanı sonlarında, İsvetzia gazetesinde yazdığı makaleden bir parçadır. Makale ”Turetskaya Revolyustsiya” (Türk Devrimi) başlığı taşıyordu. (1) Ve, henüz ihtilâl kargaşalıklarını durduramamış Sovyetler dünyasının, Doğu’nun temsilcisi sıfatı ile Türk kurtuluş hareketine ilgisini ve bakışını gösterir.
Müdafaai Hukuk akımı Rus devrimi birinci yılını tamamlarken başlamıştır. Sovyet hükümeti, Türk hareketine, Batı’ya nazaran, tamamıyla başka açıdan bakmıştır. Bu ilgi şekli, değişik davranışlarını da saptamıştır. (2)
Asya ve Afrika’daki ulusal kurtuluş hareketleri, İkinci Komintern (Komünist Enternasyonel) Kongresinde, Sovyet Rusya’yı bir tahkik kararına varmaya zorlamıştır. Sorun şudur: Ulusal kurtuluş hareketlerine girişmiş uluslara ve kitlelere yardım edilecektir. Fakat, bu eylemleri yöneten kuvvetler uluslara değilseler, (zamanın edebiyatı ile burjuva iseler), gene de onlara yardım edilecek mi? Edilmeli mi?
Amerikan, İtalyan komünistlerinin delegeleri soruya evet demiyorlardı. Onlara göre, komünist olmayan kuvvetler tarafından idare edilen kurtuluş hareketleri, Sovyetlerce desteklenmemeliydi.

Sovyet dış politikasının temelleri

Sovyet dış politikası, Doğu’yu büyük ve vazgeçilmez bir unsur olarak benimsemiştir. Doğu olmadan bir dünya ihtilâlini gerçekleştirmeye olanak yoktu. Doğu, bir bakıma Afrika’yı bile temsil edebiliyordu. Doğu’da milliyetçi hareketler vardı. Bunların yanı sıra sömürgeci hareketler vardı. Sovyet dış politikası bu iki ”vakıa”yı kaynaştırma yoluna gitmiştir. Her ikisi de, dünya sosyalist devriminin başlangıç safhaları sayılmıştır. Ve Sovyetler, bu bakımdan Wilson Prensiplerine de yakınlık göstermişlerdir.
1919 yılında, Alman-Osmanlı imparatorluklarının yıkılışları, Rus dış politikasına yeni bir faktör olarak girmiştir. Dünya devriminin Doğu şartlarına göre ayarlanması fikri de böylece bir temel taktik prensibi olmuştur. Lenin ve Buharin durumu değerlendiriyorlardı. Buharin’e göre kolonilerin kurtuluşu ”değirmene su getirdi.” Lenin’e göre, dünya devrimi ”emperyalizmle ezilenlerin de savaşıydı.” Çarlık rejiminin kapsadığı ülkelerde (Azerbaycan, Ermenistan gibi) komünist transferler yapılırken bir yandan da Afganistan, İran ve Türkiye ile ilişki kurulmuştur.

Lenin’in tezi

Komintern’in (Komünist Internasyonel) ikinci kongresinde, durum bir karara bağlanamamış ya da bağlanmamıştır. (3) Ama sorun basit değildi. Çeşitli delegelerin, nasyonalist kuvvetlere yardım edilmemesi önerilerine karşılık, Lenin’in ödüncü (tavizci) tezi kabul edilmiştir. Şöyle ki: Burjuva-demokrat kuvvetlerin, yönettikleri kurtuluş hareketlerine, geçici olmak kaydı ile, hâkim olmalarını kabul etmek zaruri idi. Bir kere hareket başarı kazanınca, yani istiklâl elde edilince, bu memleketlerde işçi köylü hükümetleri, Sovyetler (Şûralar) kurulacaktı. Bu da komünist partilerinin eseri olacaktı. Kurtulan memlekette, ulusal devrim sosyalist devrim haline getirilecekti. Bu yoldan da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğine katılınacaktı.
Şu halde, hareket iki aşamalı olmalıydı. Milli kurtuluş, amaç değil, araçtı. Kurtuluş hareketini başarmış olan millet, ulusal ve bağımsız bir devlet kurmamalı ve öyle kalmamalıydı. Komünist blokun bir üyesi olmalıydı. Tez, komünist delegeler ve liderler arasında hayli tartışma uyandırmıştı. Daha kesin ve Doğu milletlerini bağlayıcı sonuçlara varmak amacı ile, bir kurultay toplanması kararlaştırılmıştır.

Bakû Kongresi

Komintern ikinci kongresinin bu kararı 1-9 Eylül 1929′de toplanmış olan ”Bakû Doğu Milletleri Kurultayı”nı doğurmuştur. Kongre, dünya ihtilâline en fazla inanılan, en ütopyacı sayılacak bir dönemde toplanmıştır. Doğu milletlerinin bu çapta ilk ve son kongresi olmuştur. (4)
Kongreye 37 memleketten 1891 delege katılmıştır. Delegelerin hepsi komünist partilerin üyeleri değildi. Bu nedenle kurultay komünistler ve partisizler (komünist olmayanlar) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Resmi yayına göre Türk delegelerinin sayısı 235′dir ve hepsinin de Anadolu’dan gelmedikleri açıktır.
Türkler, üç kısımda ele alınabilir: 1- Merkezi Bakû’da bulunan Türkiye İştirâkiyun (komünist) fırkası delegeleri ki aralarında Mustafa Suphi, Süleyman Nuri, Naciye Hanım gibi isimler vardır: 2- Libya ve İslâm İhtilâl Cemiyetleri İttihadını temsil eden Enver Paşa ve arkadaşları, 3- Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetini temsil eden Dr. İbrahim Tali (Öngören) Başkanlığı’ndaki heyet.

Komünist Partisi Merkez İcra Komitesi, kongrede önemli kişiler tarafından temsil edilmişlerdir. Zinoviev, Radek, Pavloviç ve Macar Bela Kun bu arada sayılabilir.
Bazı hatıratlarda okunduğu gibi, Dr. İbrahim Tali ve Enver Paşa kongreye kabul edilmemişlerdir (5). Gönderdikleri deklârasyonlar başka delegeler tarafından okunmuştu. Enver Paşa’nın deklârasyonu üstelik sansür edilmiştir ve savunucusu Zinoviev’i zor durumda bırakmıştır. Kongreye, Komünist Partisi mensubu Türk delegeler katılmıştır.
Türkiye’nin kuruluş ve kurtuluş sorunları, bu çok kalabalık ve gürültülü hava içinde konuşulmuş ve izlenmiştir. Resmi tutanaklardan anlaşılacağı gibi, mesele Asya ve Afrika için, ikinci Komintern kongresinde plânlanan taktik açısından ele alınmıştır. Aslında, bu Asyalıların bir nabız yoklaması olmuştur. Bakû Kongresi, Avrupa sosyalistlerini hiçbir surette tatmin etmemiştir. Tours ve Halle Sosyalist kongrelerinde şiddetle tenkit edilmiştir.

Emperyalizmin eleştirilmesi

Türk millî kurtuluş hareketinin gelişmesi, Batı’da olduğu gibi, Doğu’da da hoş karşılanmamıştır. Kongrede ilk konuşan Zinoviev, Türkiye’deki Şûra (Sovyet) kuruluşlarını ”gülünç” bulduğunu, Türkleri sabırla desteklediklerini belirtmiştir. Bolşevik lidere göre, Türkiye’de komünist gözü ile gerçek köylü ihtilâli olmamıştı. Türkiye’de uygulanan politika komünist enternasyonal politikası değildi. Fakat, mademki Türkler İngilizlerle savaşıyorlardı, Rusya İngiltere’ye karşı her savaşı desteklediğine göre, Türkiye’de şekillenen demokratik politika da desteklenecekti. Zinoviev’e göre, mesele Doğu milletleriyle Sovyet Rusya’nın kader birliğinde düğümleniyordu: Ya Rusya ölecek, ya da Doğulular esir kalacaklardı.
Kafkas devletçiklerinin delegeleri, Osmanlı emperyalizminden ve Enver Paşadan söz etmişlerdir. Efendiyef, Gayderhanof, Narbutabekof ve Korkmazofi, Enver Paşanın politik tutumuna ağır eleştiriler yöneltmişlerdir. Enver Paşanın deklarasyonu 4. toplantıda okunmuştur. Paşa bu deklarasyonda şöyle bir cümle kullanmıştır. ”Eğer, bugünkü Rusya o zaman mevcut olsaydı, biz (yani Osmanlı Devleti) yanında olurduk.”
Gerek Dr. İbrahim Tali’nin, gerek Enver Paşanın hazırlamış oldukları metinler ağır sözlerle karşılanmıştır. Her iki metinle ilgili kongre kararı üç noktaya dayandırılmıştır: 1- Emperyalizme karşı savaşanlar desteklenecektir. 2. Türk hareketi sadece yabancılara karşı idi. Başarı emekçi sınıflara bir şey kazandırmayacaktır. 3. Mustafa Kemal ve arkadaşlarına gelince, bunları dikkatle izlemek ve beklemek şarttı. Bunlar samimiyetlerini ispat etmeliydiler. Eski hatalarını silmeliydiler. Kongre, Türk köylü ve işçilerine şunu öğütlüyordu: Bağımsız organizasyonlar halinde teşkilâtlanmak ve birleşmek. Kararlar 1800 delege tarafından kabul edilmiştir.

Pavloviç, Sovyet tezine açıklık veriyordu: Milli hareketler geçiciydiler. Büyük sosyalist hareketin kesin birer merhalesi olmalıydılar. Türk halkı, sadece yabancı sermayeye değil, milli burjuvaziye karşı da ayaklanmalıydı. Böylece, Şark Sovyet Memleketleri Federasyonu, bir Karadeniz Federasyonu kurulmalıydı.
Türk delegelerinden Naciye Hanım’ın duygusal konuşmalarını Mutsuşef’in sözleri izlemiştir: İngiliz-Fransız emperyalizmine karşı savaş tamamlanınca, Mustafa Kemal hareketi bir sosyalist ihtilâle çevrilmeliydi. Macar Bela Kun’a göre, her iki ihtilâl organik bakımından birbirine bağlıydı. Onu Staçko izliyordu: Şark köylüsü için komünist bir rejim kurmaktan başka çare yoktu.
Hep aynı tema, başka başka yönlerden işlenmiştir: İstiklâl bir kurtuluş sayılamazdı.
Bolşevik liderlere göre, Türkiye komünist bir köylü hareketini oluşturmalıydı. Amaç bu olmalıydı. Yoksa millî ve bağımsız bir devletin kalkınması değil… Millî devlet olsa olsa, komünist düzene varışın bir aşaması, bir aracısı olabilirdi.
Sonuç: Doğu’da, Türklerin ulusal ve bağımsız bir devlet kurmasından yana değildi. Sovyet Rusya, Anadolu hareketine bu açıdan bakmıştır. Türkiye’ye kendi taktiğinin gereklerine dayanarak yardım etmiştir.

Madalyonun öteki yüzü

Kaldı ki, Rus taktiği birçok bakımdan Türk milli hareketini destekleyici sayılamaz. Şöyle ki:
Genel olarak, Sovyet Rusya ekonomik zorunlulukların baskısı altında komünist ve emperyalist Batı devletleriyle anlaşma yoluna gitmiştir. İngiltere ve Amerika ile yaptığı ticaret antlaşmaları 1920 sonbaharında kapitalist dünya ile uyuşmasını, karşılıklı ilişki ve konuşmalarına girişmesini sağlamıştır.
Örneğin, İngiltere ile yapılan antlaşmada karşılıklı propaganda savaşı yapılmaması öngörülüyordu. Sovyet Rusya buna zorunluydu. 1921 yılı Sovyetler’de kıtlık yılı olmuştu. Lenin’in umuduna karşın Rus iptidai maddelerine, dünya ekonomisinde pek ihtiyaç duyulmamıştı. ”Hiçbir yabancı kapitalistten teklif alınmamıştı.” Rusya’ya nefes alacak bir alan gerekti. ”Bir pencereden sonra, bir diğerini açmak” gerekti.
Lenin kadar Troçki de, kapitalist ülkelerle, ”en yakın sınırlar içinde” ilgi kurulmasını istiyordu. Lenin, ütopyacı bir dünya devrimi fikrini benimseyişte de değişiklik getirmişti, dünya sadece Bolşevik kuvvetiyle komünistleştirilemezdi.
Dünya devrimi politikasından, klâsik dış politika formülünde karar kılış, Rusya’nın ulusal kurtuluş hareketlerine, bu arada Anadolu hareketine karşı tutumunda da değişiklikler yapmıştır. Rusya, Batı ile anlaşmak istediği sürelerde, Türk hareketini ihmal yoluna gitmiştir. Ve asıl mesele, milli hareketlerin üstünde bir durum yaratma isteğinde bulunan Rusya’da, milliyet akımı oluşmuştur. Rus savaşı, milli bir niteliğe bürünmüştür. Belirttiğimiz gibi, bu iniş çıkışlar Rus-Türk politikasını hayli etkilemiştir.
Özel olarak, Sovyet-Türk ilişkilerinde, Anadolu hareketine yardımcı olmayan iki davranışı ele almak gerekir. Bunlardan birisi Enver Paşanın Sovyet taktiğinde kullanılış şeklidir. Enver Paşa, bir ”Osmanlı suçlusu” idi ama, İngilizlerin de amansız düşmanı idi. Kendisinden bu alanda yararlanılabilirdi. Fakat asıl sorun, Enver Paşanın, Mustafa Kemal Paşanın seçeneği, onun yerine geçebilecek lider kabul edilmesiydi. Mustafa Kemal Paşa, Batı ile anlaştığı takdirde Enver Paşa yerini alabilirdi. Ona karşı bir ağırlık teşkil ediyordu. Bizzat Hariciye Komiser Yardımcısı Karahan, M. Kemal -Enver Paşalar çatışmasının, Sovyet Hükümetince, Türkiye’nin bir iç sorunu sayılacağını bildirmiştir.
Bunun yanında, Sovyetler’in Anadolu hareketinin yöneticileri üzerindeki siyasal baskılarını da hatırlamak gerekir. Milli kurtuluş hareketini sosyalist ihtilale çevirmek için, daha 13 Eylül 1919′da, Sivas Kongresi sıralarında, idarecilere karşı isyan etmelerini tavsiye etmişti. ”Gerçek şuralar” kurulması için, komünist partisi kurulması için yapılan baskı bu direktifin uzantısı olmuştur.

Sonuçsuz dönüş

Ayrıca, sonuçsuz kalmış ve ”gizli tutulmuş” bir Rus girişimi de artık tarih yüzüne çıkmıştır. Bunu, bir komünist tarihçi olan Dimitri Kitsikis’ten dinleyelim. O da komünist Yunan tarihçisi Yani Kordatos’un 1958′te yayımlanmış olan ”Modern Yunanistan Tarihi” adlı eserine dayanarak olayı belgelemektedir.
Şöyle ki: Olay 1922′de Gunaris hükümetinin çekilmesinden ve yerini 12 Mayıs 1922′de Strakos hükümetine bırakmasından az önce geçmektedir. Bu sırada İşçi Sosyalist (komünist) Partisi sekreteri olan tarihçi Yani Kordatos’a bir adam gelir. Sovyet hükümeti ve Üçüncü Enternasyonal temsilcisi olduğunu, Atina’ya İsveç pasaportuyla gizli geldiğini bildirir. Zinovlev, Troçki ve Çiçerin’in imzalarını taşıyan güven mektubunu gösterir. Geliş nedenini anlatır: Sovyet hükümeti Yunanistan’a, Anadolu’nun işgalı konusunda düştüğü çıkmazdan kurtulması için yardıma hazırdır. Önce her bakımıdan Mustafa Kemal’i desteklemekten vazgeçecektir. Sonra da pek çok Hristiyanın yaşadığı Anadolu’nun sahil kısmında bir bölgenin bağımsız bırakılması için bütün nüfuzunu kullanacaktır. Burada uluslararası bir askeri kuvvet bulundurulmasını isteyecektir. Buna karşılık, Yunan hükümeti, Sovyet hükümetini fiilen de olsa tanımalıdır.
Nedendi bu dönüş?
Tarihçi bunları da anlatıyor.
Sovyet delegesi, Mustafa Kemal hareketinin 1908 modeli ikinci bir Jön Türk hareketinin devamı olarak görüyordu. Mustafa Kemal’i destekleyen generaller ve politikacılar, birkaçı müstesna, gericiydiler. Türkiye’deki burjuva sınıfı tek başına yürüyecek güçte değildi. Yapacağı reformlar yanında, Fransa ve İngiltere’den borç alacak ve bu ülkelerin etkisinde kalacaktı. Sovyet hükümeti, bu nedenle Yunanlıların ve ”Türkiye’deki azınlıkların İslâmlaşmayı önleyen ve milli kurtuluş hareketlerini besleyen kaynak olarak Anadolu’da kalmalarını istiyordu.
Yeni başbakan Stratos bu öneriyi kabul etmemiş ve delege ülkesine gönderilmiştir. Girişim sonuçsuz kalmıştır. Sovyet habercisinin Çarlık iddialarını diriltmek istemesi de, Yunan politikasının yeni koşulları içinde işe yaramamıştır. (6)
Sovyet Rusya, Türkiye’nin Batı-Doğu arasındaki tampon durumunda maksimal yarar sağlayabilmek politikasını her zaman izlemiştir.
Şark’tan uzanan el

Şu halde, Sovyetler’in meçhullere boğulan, inceleme zahmetine katlanılmayarak, efsaneleştirilen yardım politikası, her zaman M. Kemal Paşa ve ekibinin yararına olmamıştır. Yapılan yardımın da ulusal bir devletin kuruluşuna yönelik olmadığı bellidir. Bununla beraber, henüz uyanan Doğulular, ulusal kurtuluş hareketlerinin heyecanı içinde ”Şark’tan uzanan eli” bir kurtarıcı saymışlardır. Savaşlarının ilk aşamasında, ”Rus desteği” olumlu görünmüştür. Bu nedenledir ki Doğu memleketlerinde milliyetçilik poiltikası Sovyet Rusya’ya karşı bir dostluk, İngiltere’ye daha doğrusu Batı’ya karşı da bir düşmanlık ve isyan şeklini almıştır. Bugün de bu milli politika ayarlanmasının uygulanışlarına şahit oluyoruz. Fakat ilk uygulama Türk millî hareketinin eseridir.
Şimdi düşününüz, Batı’nın işgalci orduları Eskişehir dolaylarında iken Anadolu’da bir avuç devrimci, TBMM Hükümeti olarak, bu ağır Rus taktiğinin baskısına da karşı koymak görevini yüklenmiştir.
Bir an gözler, Doğu’dan bir kurtuluş ışığı doğduğuna inanarak, o yöne çevrilmiştir.
Türk Devrimi, Batı ve Doğu arasındaki ateşli vadiden geçerek yolunu çizmiştir. Kendi yolunu. Öz yolunu. Her çeşidiyle saltanatçı, komünist, sömürgeci, himayeci, ırkçı ve teokratik şekilleri ve sistemleri reddederek, yıkarak, parçalayarak çizmiştir bu yolu. Bu yol, sırf siyasal değil aynı zamanda ideolojik bir bağımsızlık yolu olmuştur. Bu yol Türk Devrimi’nin özelliklerini, Türk Devrimi de yaşattığımız ya da yaşatmaya çalıştığımız, geliştirmekle ödevli bulunduğumuz sosyal (ekonomik) ve siyasal düzenin yapısını saptamıştır.
Atatürkçülük bu oluşun felsefesidir.
TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşanın durumu isabetle gözlediğini ve Sovyet Rusya’nın Batı’yla ilişkilerinin sonuçlarını dikkatle izlediğini daima görürsünüz.
Örneğin, Polonya ile anlaşma Vrangel Ordusuna kesin darbeyi vurunca, M. Kemal Paşa durumdan şu sonucu beklemiştir: ”… Lehistan muvaffakiyatını müteakip Bolşevikler bizimle maddeten vücude getirdikleri rabıtayı takviye edeceklerdir…” (7).
Sovyet Rusya’nın Batı politikası ile ortaya çıkan iniş çıkışlar Türklerin gözünden kaçmıyordu.
Bakû Kongresi’ne gelince, Atatürk olaya doğrudan doğruya değinmiş ve Türk politikasının ana hattını çizmiştir.

Candaranın Hediyesi / Taşlar Krallığı Üçlemesi- 1

Cumartesi, 31 Mayıs 2008

candaranın hediyesi
Jasper Cooper
ERDEM YAYINLARI

Taşlar Krallığı üçlemesinin ilk kitabı Candara’nın Hediyesi… Gizemli bir yabancı bir gece yarısı krallığa girdiğinde, barış içindeki Taşlar Krallığı’nda yaşam darmadağın olur. Yabancı, güçlerini kullanarak krallığı ele geçirmeye istemekte ve sihirli Candara Taşları’nı çalmayı planlamaktadır. Son derece acımasızdır ve mahvedici bir büyü yapar. Ama iki cesur çocuk, Prenses Amalek ve Prens Seph tarafından beklenmedik bir direnişle karşılaşır. Kara Büyücü’nün planını bozmaya kararlıdırlar. Savaşmak için geriye bir tek kendilerinin kaldığını fark ederler.

Ağrı’nın Derinliği

Çarşamba, 21 Mayıs 2008

ağrının derinliği
Ece Temelkuran
EVEREST YAYINLARI

Bu kitap ne sadece Ermenilere ne de sadece Türkleredir. “Ağrı’nın Derinliği,” evsiz kalmanın, evinden uzak düşmenin acısını bilen, tahmin edebilen herkese yazılmıştır.

Aidiyetimizin bize ezberlettiklerinin ötesinde bir “biz” olabilir mi?
İçine hapsolmadığımız, dışına atılmadığımız bir “ev”, bir “biz” kurulabilir mi? (daha fazla…)

Şemdinli’den Körfez’e Kriz Notları

Salı, 13 Mayıs 2008

şemdinli'den Körfez'e kriz notları
Erdoğan Ülker
POZİTİF YAYINLARI

Milletler onu ayakta tutan dinamikleriyle varolur. Bu dinamiklerden biri bürokrasidir. Her ne kadar hantal bir bürokrasiye sahip olsak da, vatanından ve milletinden güç alan dürüst bürokratlar sayesinde yol alıyoruz.
Kaymakamlık tüm bürokratik görevler içerinde halka en yakın olanıdır. Vatandaşlarla sürekli iletişim içinde olmayı, onların dertlerini dinleyip çözüm bulmayı gerektirir. Halkla yüksek bürokrasi arasındaki köprüdür.
Ülkemizin yetiştirdiği başarılı kaymakamlardan Erdoğan Ülker kaymakamlık görevi boyunca başından geçenleri, tanık olduğu ilginç olayları anlatıyor. (daha fazla…)

Batı Doğu’dan Başlar

Pazar, 11 Mayıs 2008

batı doğudan başlar
Mebusa Tekay
E YAYINLARI

”İstanbul’dan Katmandu’ya uzanan bu yolculukta, kentlerden, derelerden, tepelerden, çöllerden geçecek, varsıllık yoksulluk üzerine düşünecek, insan yaratıcılığının doruklarını ziyaret edeceğiz. Her sabah sevinçle uyanacak, her gece gülümseyerek uyuyacağız. İranlı kadınların çabasıyla motive olacak, Hintli zenneyle raks edecek, Kuetta’da üşüyen ruhumuzu, keçisine sarılan ufaklıkla ısıtacağız. İki gece otobüs ranzalarında uyuyup, 40-50 saat yol yaptıktan sonra sıcak su, temiz çarşaf bulacağız. Zorlu bir yolculuk elbette, hem bedenimiz hem ruhumuz yorulacak. (daha fazla…)

İhtiyarlara Yer Yok

Pazar, 20 Nisan 2008

İhtiyarlara yer yok
Cormac Mc Carthy
KANAT KİTAP

Baştan aşağı sürükleyici, tüyler ürpertici bir öykü… Chigurh modern Amerikan edebiyatındaki en netameli karakterlerden biri… Bu roman gösteriyor ki, ihtiyarlara yer var, hiç değilse edebiyatın ülkesinde.
Herald

Efsanevi Batı’nın ahlaki çöküşü hakkında derin bir kederle yüklü, güçlü bir roman.
Financial Review (daha fazla…)

Uyku Şehir

Pazar, 13 Nisan 2008

uyku şehir
Behiç Ak
İLETİŞİM YAYINLARI

Bugün, 19. yüzyılın İstanbulu’nda yaşayan ve hayatındaki hiçbir şeyi asla değiştirmeyen bir dede; eskinin solcusu, şimdinin liberali veya aynı anda bütün ideolojilerin temsilcisi olan bir oğul; yirmi dört yaşında, hissettiklerini bir yağlıboya tabloya döktüğünde ortaya sadece simsiyah resimler çıkaran bir torun… (daha fazla…)

Bu Dağların Ardı

Çarşamba, 09 Nisan 2008

bu dağların ardı
Sücaattin Erdem
DERGAH YAYINLARI

“Coğrafya bir kadermiş.” Biz, Anadolu ile ta ezelden beri büyük mukavele yapmıştık… “Bu dağların ardına”. Kıraç toprağına, ziraatı-zanaatıyla uğraşan rençper ve esnafımıza bize umut bağlamış çileli, muzdarip insanımıza ödenmekle bitmeyecek hizmet borcumuz vardı.
Girdiğim imtihanlar, öğrencilik günlerimden beri yaptığım nice yolculuk, meslek hayatımın ilk izlenimleri görüş ve hislerimi derinden rtkilemiştir. Bugün bile her biri müstakil bir seyahat ya da macera nitaliğindeki uzun yolculuklar rüyalarımdan eksilmiyor. (daha fazla…)

Edebiyat Sanatı ve Bilimi

Çarşamba, 02 Nisan 2008

edebiyat sanatı
İsmail Çetişli
AKÇAĞ YAYINLARI

Sanat, sanatkarların hayat ve tabiat karşısında edindiği soyut duygu, düşünce, hayal ve intibaları, herhangi bir malzeme ile somuta taşıyıp estetik bir objeye dönüştürmesiyle hayat bulur. Sanatın varlığında mutlak manada ihtiyaç duyulacak olan malzeme; dildir, taştır, mermerdir, ahşaptır, sestir, renktir. Edebiyat, şair veya yazarın doğuştan getirdiği sanat kabiliyeti ile zihni, ruhu ve muhayyilesini eseri üzerine teksif etmesi sonucu var ettiği bir “dil sanatı”dır. (daha fazla…)

Kurt

Çarşamba, 02 Nisan 2008

kurt
Ahmet Şafak
KARAKUTU YAYINLARI

Faili meçhul cinayetlerin ortasında, “kurt” misali, kimi zaman yırtıcı ve acımasız, kimi zaman karmaşık ve kurnaz ama daima rakipsiz ve yalnız Kemal’in heyecan verici öyküsü… Kurtarmak zorunda olduğu hayatlar, korumak zorunda olduğu vatanı, başında beklemek zorunda olduğu hasta oğlu, aşkından başı dönen ve fakat bu aşk için kendine izin vermediği kadın Meltem… (daha fazla…)

33 Kurşun

Çarşamba, 26 Mart 2008

33 kurşun
Saygı Öztürk
DOĞAN KİTAPÇILIK

Bu olay nasıl oldu? Sorumluları kim?
PKK terörünün en yoğun olduğu bir dönemde bu askerlerimizi Malatya’dan otobüsle, silahsız ve korumasız yola çıkaranlar kimdi?
Bu inanılmaz ihmal sonrasında yargılandırlar mı? Ceza aldılar mı? Katliamın sorumlusu olduğunu bildiğimiz ve halen cezaevinde bulunan Şemdin Sakık bu konuda neler söyledi?
“Onlar silahlarını bize doğru çevirdikleri sırada kelimei şahadet getirip kendimi yere attım. (daha fazla…)

Limit Sizsiniz

Pazartesi, 24 Mart 2008

limit sizsiniz
Mümin Sekman
ALFA YAYINLARI

Önce kendi kanatlarına güven!
Büyük başarı kalpten gelir, beyinde büyür, ellerden hayata akar.
Dışımızdaki limitler, içimizdekiler kadar büyür ya da küçülürler.
Kafesten çıkınca değil, kafesi içimizden çıkarınca özgürleşiriz.
Kendi yolundan, kendi kanatlarıyla, kendi hayaline gidenlere,
Kendi gücüyle başarmayı anlatan yeni bir ‘başarı müfredatı’:
Başarı: ‘Baş’ olmak için ‘arı’ gibi çalışmak gerekir! (daha fazla…)

Entrikalar Ağında Kürt Buhranı

Cumartesi, 22 Mart 2008

entrikalar ağında
Gültekin Avcı
METROPOL YAYINLARI

Kürt Burhanını kim tetikledi, nasıl gelişti, Türkiye Cumhuriyeti buhranı neden çözemedi?
PKK kimlere neden hizmet etti?
PKK-ASALA nasıl ortak yönetildi?
Öcalan’ın kendini anlattığı ilginç ve bilinmeyen ifadeleri PKK ve Ermeni işbirliği anlaşmaları ne zaman nasıl imzalandı? Hangi kararlar hayata geçirildi?
PKK, sol örgütlerle nasıl yakınlaştı?
PKK’yı Mit kurdurdu iddiası gerçek mi? (daha fazla…)

Mary Berg’in Günlüğü

Cuma, 21 Mart 2008

mary berg
Susan Lee Pentlin
PROFİL YAYINCILIK

15 Haziran 1943
“Uzun zamandır bu deftere hiçbir şey yazmadım. Yazmak neyi değiştirir; benim günlüğümle kim ilgilenir ki? Pek çok kez onu yakıp yok etmeyi geçirdim aklımdan, ama içimin derinliklerinden gelen bir ses beni engelledi. Ve işte yine o ses, şimdi beni son günlerde duyduğum tüm korkunçlukları yazmaya zorluyor.” (daha fazla…)

Unutmak

Çarşamba, 19 Mart 2008

unutmak
İnci Aral
MERKEZ KİTAPÇILIK VE YAYINCILIK A.Ş.

Acısını suskunluğa dönüştüren bir çocuk, kaybettiği annesiyle kâğıt üzerinde yeniden karşılaşıp onun küçük bir ajandaya düştüğü duygu ve hatırlayışların diliyle edebiyatı keşfettiğinde nasıl olup da kendi sesini duymaya başlar? (daha fazla…)