Hasan Aycın
İZ YAYINCILIK
“Yüzün hep eski bir İstanbul anlatır gün olur kubbelerden biri gün olur yolcusuz handır ey çizginin pîri sakalın Sinan’ın gençliği hangi vak’a-nüvis yazdı bu tarihi”
(Arif Ay, “Adı Hasan Aycın Olan Şiir”den)
Hasan Aycın
İZ YAYINCILIK
“Yüzün hep eski bir İstanbul anlatır gün olur kubbelerden biri gün olur yolcusuz handır ey çizginin pîri sakalın Sinan’ın gençliği hangi vak’a-nüvis yazdı bu tarihi”
(Arif Ay, “Adı Hasan Aycın Olan Şiir”den)
Kitabın Adı: VİRAN DAĞLAR
Yazarı: Necati Cumalı
Necati Cumalı Biyografisi:
Yaklaşık altmış yıl boyunca şiir, öykü, roman, oyun, deneme, inceleme ve günceleriyle edebiyatın hemen her alanında eser vermiş olan Necati Cumalı, 13 Ocak 1921 yılında bugün Yunanistan’ın sınırları içinde bulunan Florina’da doğdu. Çocukluğunu İzmir’in Urla ilçesinde geçirdi. İzmir Atatürk Lisesinden mezun olduktan sonra Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenimini tamamladı. Kısa bir süre Toprak Mahsulleri Ofisinde (1941-1942), ardından Millî Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğünde, yine aynı Bakanlığa bağlı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde (1945-1948) çalıştı; 1949 yılında gittiği İzmir’de avukatlık stajını tamamlayarak 1957 yılına kadar İzmir ve Urla’da avukatlık yaptı. 1957-1959 arasını Paris’te geçiren Necati Cumalı, bir süre Paris Basın Ataşeliğinde çalıştıktan sonra yurda döndü. İstanbul Basın Yayın Müdürlüğünde raportörlük görevine atandı; 1960’ta evlendi; 1963 yılında eşinin görevi dolayısıyla Tel-Aviv’e, sonra da Paris’e gittiler. Bundan sonraki yıllarda yurt dışı gezilerine çıkan yazar, edebiyat çalışmalarını aralıksız olarak sürdürdü. Öykü ve romanları filme alındı. Tiyatro oyunları yıllarca sahnelendi, televizyona ve sinemaya uyarlandı. Eserleri peşpeşe baskılar yapan, yabancı dillere çevrilen Necati Cumalı’nın haklı ünü edebiyat dünyamızın önemli ödülleriyle pekişti: 1968 yılında Yağmurlu Deniz adlı şiir kitabıyla TDK Şiir Ödülünü; Değişik Gözle adlı kitabıyla 1957 ve Makedonya 1900 kitabıyla 1977 Sait Faik Hikâye Ödüllerini; Dün Neredeydiniz? adlı oyunu ile 1981 Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülünü; bütün şiirlerini topladığı Tufandan Önce ile 1984 Yeditepe Şiir Ödülünü; Viran Dağlar romanı ile 1995 Orhan Kemal Roman Ödülü ile Yunus Nadi Roman Ödülünü aldı.
Eserleri:
(daha fazla…)
Yazar : R. Şükrü APUHAN / Yayınevi : Timaş Yayınları
Başarmak, insanın maddi ve manevi kuvvetlerini bir hedefe doğru yöneltip hedefi elde etme sürecidir.
Etrafınıza, üç gün sonra bir daha hiç görmeyecekmiş gibi bakınız. Üç gün sonra bir daha hiç duymayacakmış gibi dinleyiniz sesleri… Belki o zaman her zaman bakıp da göremediğiniz, işitip de güzel bulmadığınız ne harikalarla karşılaşacaksınız. Belki o zaman sahip olduğunuz zenginlikler karşısında şaşırıp kalacaksınız.
Hayatınız bir duadır. Size dilinizle istediklerinizden çok hayatınızla istedikleriniz verilir. Hakkınızda bir karar verilebilmesi için dinlenecek tek meşru şahit hayatınız olacaktır. Eğer yeterince fedakarlık yapmamışsanız, hayatınızın şahitliği pek parlak olmayacaktır. Belki ağzını açıp bir-iki kelime bile etmeyecek, size boş gözlerle bakıp duracaktır.
Olabileceklere, “birşey olmaz” kadar, kötü bir başlangıç yoktur.
Her insan kötü bir alışkanlığa, “hürriyetimi kullanıyorum” ifadesi ile ayak basar. Her halde hürriyet uğruna insanın kendi kendini tıktığı daha karanlık bir zindan yoktur.
Yazar : Roger. A. GOLDE / Yayınevi : İlgi Yayınevi
YÖNETİM
Başkaları yoluyla sonuç elde etme tekniği, en çok üstünüzden yakınırsınız üstünüzün kaderinizi hep elinde tutacağını sanırsınız. Az Mutluluğa karşı pek çok üzüntü ve sıkıntı verir.
Patrona hiç bir zaman mantıksız ve tutarsız olduğunu söyleme. patronlar köşeye sıkıştırılmaktan hoşlanmaz. Patronunuzun sizi tanıdığını sanırsınız. Ama hiç kullanmadığınız yetenekleri bilmez. Yeteneklerinizi ona fark ettirmiş olmanız gerekir. Peki kendi astlarınızı ne kadar biliyorsunuz Ör. sekreteriniz bir dosyayı kaç dakikada yazar. Günde ne kadarını telefon ne kadarını daktilo başında geçirir.
Asıl sorun çalışmalarınızı patronunuza haberdar etmemenizdir. Sizi ona tanıtacak en uygun kişi sizsinizdir
YARGI GÜCÜ
Patron sizi tanımıyordur onu ilgilendiren sadece sonuçlardır. Uzun vadeli planlar somut sonuçlar vermeyebilir. üstünüzün çalışmalarınız hakkında doğru bilgiye sahip olmasını istiyorsanız. Kendinizle ilgili bilgileri ona iletme sorumluluğu da size düşer. Bunda da ileri gitmemek gerek, olumlu işlerinizi başkasından duyması daha iyi olur.
(daha fazla…)
Yazar : Dr.Spercer Johnson (Çeviri : Meltem ERKMEN) / Yayınevi : Eplison Yayıncılık Hiz.San.Ltd.Şti
İşinde başarılı bir işadamı ve karısı ailesinden gördükleri sevgi ve disiplin içinde çocuklarını yetiştirmeye çalışır. Baba çocuklarıyla fazla ilgilenemez, genelde anne onlarla ilgilenir ve yetiştirmeye çalışır. Bir gün anne vefat eder, baba 5 çocuğu ile yapayalnız kalır. Problemler bu safhadan sonra başlar. Baba ne yapacağını şaşırır. Çocuklarına nasıl davranacağının ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu, onları nasıl yönlendireceğini bilemez. Çocukları kendi disiplin yöntemleri ile yönlendirmeye çalışır. Fakat; işler yine de yolunda gitmez. Çocukları ile yeterince ilgilenemediğinin farkına varır. Ama; iş işten çoktan geçmiştir. Gün geçtikçe çocukları ile uyumsuzluk ve huzursuzluk başlamıştır. Onları sürekli kendi yöntemleri ile cezalandırmaktadır.
Baba en sonunda bir doktora gitmeye karar verir. Doktora, çocuklarını yetiştirmede çektiği güçlükleri, uyum zorluğunu, onları disipline edememe konusunu ve karısı ölene kadar onlara yeterince ilgi göstermediğini, bu aşamada neler yapabileceğini anlatır. Doktor dinledikten sonra sorununu anlar. Doktor kendi geliştirdiği bir yöntemi teklif eder. Aynı zamanda bu yöntem kendi çocuklarına da uyguladığı bir yöntemdir.
Baba bu yöntemi uygulayıp uygulayamayacağı konusunda tereddüt eder. Ancak çocuklarını disiplin edebilme ve onları daha iyi birer birey olarak yetiştirme konusunda sorumlu olduğunu, her ne pahasına olursa olsun uygulamaya karar verir. Şu ana başlıklar altında uygulamaya başlar.
(daha fazla…)
Yazar : Fethi UN / Yayınevi : Altın Kitaplar Yayınevi
HAKKINI SAVUNMAK
Varlıklı bir bey yine kendisi gibi varlıklı bir kadınla evlenir. Bu kadından bir kız bir de erkek çocuğu olur. Bir süre sonra adam karısını kaybeder. Daha sonra varlıksız ve asaletsiz bir kadınla evlenir. Üvey anne çocuklarına karşı kötü davranışlar içine girer. Tüm bunlara dayanamayan oğlu yurt dışına kaçar. Baba oğlu ile irtibat kurar ve oğluna ihtiyaçlarını karşılayacak kadar para gönderir. Üvey anne ise buna karşı çıkar. Uzun süre birbirlerinden haber alamazlar. Bunun üzerine üvey anne kocasını oğlunun öldüğüne inandırmaya çalışır ve mirasının kendi öz oğluna verilmesini ister. Sonunda baba istemeyerek de olsa bunu kabul eder. Yine kocasıyla ile tartışırken kadın üvey oğlunun hayalini camda görür. Bundan çok korkan kadın ısrarlarından vazgeçer. Bir süre sonra kocasının şeytanla işbirliği yaptığını mahkeme kararıyla ispatlar ve kocasını tehdit ederek bir yıl içinde oğlundan haber gelmezse veya oğlu gelmezse şartı ile şahitler huzurunda anlaşma imzalanırken üvey oğlunun hayaleti görülür. Üvey anne baygınlık geçirir, şahitler vazgeçer. Dava bir daha açılmamak üzere kapanır. Oğlu dört yıl sonra Doğu Atlantik adalarından döner.
BAYAN VEAL’ İN GERÇEK ÖYKÜSÜ
Bayan Borgrave, Bayan Veal öldükten sonra hayaletinin onu ziyaret ettiğini iddia etmektedir. Bayan Borgrave saygın ve sevilen biridir. Varlıklı değildi ve kocası tarafından kötü hareketlere maruz kalmıştı. Bayan Borgrave ve Bayan Veal çocukluklarından beri arkadaşlardı ve her şeylerini paylaşırlardı. Yıllar sonra bir gün Bayan Veal’ in arkadaşları kendisini bir işe yerleştirirler. Bunun üzerine aralarındaki arkadaşlık ve görüşmeler giderek azalır. Bir gün Bayan Borgrave evde otururken Bayan Veal çıkagelir ve hasret giderirler. Bayan Veal bazı isteklerde bulunduktan sonra veda eder. Bir süre sonra Bayan Borgrave, Bayan Veal’ i görmek ister. Fakat ziyaretinden önce onun ölmüş olduğunu öğrenir ve bunu akrabalarına anlatır. Çoğunluk Bayan Borgrave’ nin söylediklerine anlattığı somut deliller doğrultusunda inanır. Bazı kesimler Bayan Borgrave’ nin adını kötüye çıkarmak isteseler de başarılı olamazlar.
(daha fazla…)
Yazar : Fethi UN / Yayınevi : Altın Kitaplar Yayınevi
Fransız Edebiyatının en güzel örneklerinden derleme olan bu kitap, bir döneme damgasını vurmuş Fransız tarihinin yetiştirdiği, en güçlü kalemlerin hazırladığı bir hikaye antolojisidir. Özünde hayata ilişkin dersler çıkarabileceğimiz, akıcı bir üslupla kaleme alınmış bir eserdir.
Kitap; insanın kendi kapasitesinin üstüne çıkıp gerçek mutluluğu bulacağına inanmasının, aslında büyük bir hata olduğunu, zira insanın kendi gerçeklerini görüp, ona göre hatasıyla ve sevabıyla yaşaması gerektiğini, kendini düzeltmesiyle ancak dünya üzerinde gerçekleşebilecek bir mutluluğa ulaşabileceğini ifade eder. Bu da mutlak bir mutluluk olamayacaktır. Mutlu olmak adına girdikleri hatalı yollardan dönmek yerine, günü kurtarma telaşıyla söyledikleri yalanların, bir gün gelip dönemeyecekleri, sonu göz yaşlarıyla biten bir yolun başlangıcı olabileceğini görememelerini anlatır.
Bir insanın insana çektirebileceği ıstırapların sebebinin, her ne olursa olsun anlamsız ve haksız olduğunu, insanların başarı ve galibiyet için seçtikleri bu yolların acımasızlıklar ve insafsızlıklar üzerine kurulmasının sonuçta yandaşlarının bile kafalarında soru işaretleri uyandırabileceğini ve elde edilebilecek büyük bir zafere gölge düşürebileceğini anlatır. Yine böyle zaferler elde etmek için kimilerinin, verdikleri sözleri çabuk unutmaları neticesinde bunun bedelini çok ağır ödeyebileceklerini, içinde bulunulan şartların mükemmelliğinin bile, bu ağır bedelin ödenmesine mani olamayacağını, prensip sahibi insanların, taviz vermez tutumlarıyla bir gün bir yerde bu tip insanlara gereken dersi vereceklerinin unutulmaması gerektiğini anlatıyor. (daha fazla…)
Yazar : Fethi UN / Yayınevi : Altın Kitaplar Yayınevi
1. PARA AŞKI SATIN ALABİLİR Mİ?
Bu hikayenin kahramanları;
- Bay Anthony : Eurka sabunlarının imalatçısı ve sahibi.
- Bay Van : Bay Anthony’ nin komşusu.
- Bay Richard : Bay Anthony’ nin oğlu.
- Bayan Ellen : Bay Anthony’ nin kız kardeşi.
- Bayan Lontry : Genç Bay Richard’ n hoşlandığı bayan.
Yazar bu hikayede; paranın insanoğlunun hayatındaki yerini ve paranın aşkı, zamanı, insanın kişiliğini ve görüntüsünü ne derecede değiştirebildiğini anlatmıştır.
2. ÜÇ KAĞITÇILAR ŞAHI
Bu hikayenin kahramanları;
- Bay Peters : Para karşılığında sermayesi düşük, fakat yüksek karla insanları kandırarak, üzerindeki etikete uymayan fiyatlardaki malları satan bir dolandırıcıdır.
- Bay Bill Bassett : Hırsızlık yaparak hayatını kazanan biridir.
- Bay Alfred : Aldığı para karşılığında insanlara hayali yerler satan, bir finansmancıdır.
- Bay Jeff : Bay Peters’ in meslektaşı.
Yazar bu hikayede; İnsanların sırtından geçinerek hayatlarını sürdüren insanların ne kadar uyanık olduklarını, fakat ne kadar uyanık olsa da bir hırsızı yine başka bir hırsızın dolandırabileceğini anlatmıştır.
(daha fazla…)
Yazar : Aytül AKAL / Yayınevi : Uçan Balık Yayınları
Bugünün dünyasında gelişmeler ve yeni fikirler birbirinin ardına hızla ortaya çıkmaktadır. Toplumlar bu yenilikleri ve fikirleri tartışmaktadır. Sorunlarına bu fikirlerle çözüm bulmak yeni sistemler ve doktrinler elde etmeye çalışmaktadırlar. Biz Türk Toplumu olarak bu noktada çok sağlıklı bir doktrini ve metodolojiyi elimizde bulundurduğumuzu unutmamalıyız.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarında ve sonrasında bu doktrin ve metodoloji ile sağlıklı bir sosyal ve ekonomik yapı oluşturabildi ve toplumun sorunlarına pare bulabildiyse, bundan sonrası içinde bu doktrin ve metodoloji kullanabilir. Ama öncelikle bu doktrin ve metodolojiyi iyi kavramak gerek. Onun içindir ki bu kitapta bu doktrin ve metodolojinin doğuşunu Cumhuriyet öncesinden atarak daha da kavranmasını ve değerlendirilmesini amaçladık.
Belki bugün ki çaresizliğimizin nedeni;Atatürk doktrinini iyi anlayamamak ve metodolojisinin uzağına düşmemizdir.
Atatürk, Kurtuluş savaşı sonrasında çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmak ve Türk Halkının yapısına uygun bir rejimi ve düzeni hayata geçirmek için, şüphesiz o dönem dünyadaki olayları, fikirleri analiz ettikten sonra, özellikle devlet ve millet arasındaki etkileşimi göz önüne alarak, millet egemenliğine dayalı bir anlayışı benimsemiştir. Yani geçmişin toplumu devletin emrine verme tefekkürünü değil, devleti toplumun emrine veren Cumhuriyet rejimini geçirmiştir.
Bunun sonrasında ise Cumhuriyeti, devrimleri ve ilkleri ite desteklemiştir;Tevhid-i Tedrisat, Medeni Kanun, Kılık-Kıyafet Devrimi, Laiklik, Harf Devrimi, Dil ve Tarih Devrimleri, sosyal ve politik alanda kadın erkek eşitliği, sanat ve bilime verdiği önemle Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin hızla gelişmesini ve ilerlemesini sağlamıştır. (daha fazla…)
Yazar : Alexander DUMAS / Yayınevi : Altın Kitaplar Yayınevi
1600′ lü yılların Fransası’ nda geçen kraliyet erkanını ve sosyete içersindeki insanların yaşantılarını ve entrikalarını anlatan bir kitaptır.
Madam Dö Servöz, bildiği çok önemli bir sırrı kullanıp çıkar elde edebilmek için elinden geleni yapmayı planlamaktadır. Bunun için ilk olarak maliye bakanının üzerindeki suçlamaların kanıtları sayılabilecek mektupları bakanın yardımcısı Mösyö Kolber’ e 5000 altına satar. Bu mektuplar sayesinde Mösyö Fuke görevinden alınır.
Van piskoposu Aramis, Mösyö Fuke’ nin verdiği yemeğe katılır ve Mösyö Fuke’ ye, kendisine yapılan suçlamaları haklı çıkaracak mektupları, 5000 altına Madam Dö Servöz tarafından kendi yardımcısına satıldığı haberini verir. Mösyö Fuke yapmış olduğu harcamaların makbuzunun çalınmış olduğunu görünce korkup sapsarı olur Aramis ise ona korkmamasını ve hala kendisinin başsavcı olduğunu, kendi kendine dava açamayacağını söyler. Mösyö Fuke ise bu görevi bir buçuk milyon liraya Mösyö Vanel’ e sattığını söyler. Aramis, Mösyö Vanal’ i anlaşmayı iptal etmeye zorlar ama başaramaz. Aramis Fuke’ ye, bu fakirlik durumunda bile zenginliğinin ispatı olarak bir şölen düzenlemesini söyler. Bu konuda ona maddi destek verir.
Bu arada Mösyö Raul, kraliçe tarafından Londra’ ya çağırılır. Sebebi ise Raul’ un nişanlısı Matmazel Döla Valyer’ in kralla ilişkisi olduğunu öğrenmesidir. Bunun üzerine Dartanyan’ ın yanına gider. Kral, Raul’ un nişanlısı ile buluşmak için Sent-Enyan’ ın odasını kullanıyordu. Bu yüzden Raul Porthos ile Sent-Enyan’ ın düello haberini yollar. Sent-Enyan bu olayı krala söyler, kral da bu durum karşısında telaşlanır.
(daha fazla…)
YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
Doğan Cüceloğlu İçel’in Silifke kasabasında doğmuş,ilk ve ortaokul öğrenimini orada yapmıştır.Silifke’de o yıllarda lise olmadığı için lise eğitimini Ankara ve Kırklareli’ndeki ağabeylerinin yanında tamamlamıştır.Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden lisans diplamasıyla mezun olmuş ve University of Illinois,Champaing-Urbana’da dil psikolojisi alanında doktara yapmıştır.Türkiye’de İstanbul Üniversitesi,Haccettepe Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmış ve bir yıl Fulbrigt araştırma bursuyla University of California,Berkeley’de bulunmuştur.
Doğan Cüceloğlu’nun uzmanlık alanı algılama,öğrenme ve dil psikolojisidir.Türkçe ve İngilizce yayınlarının birçoğunu iletişim konusunda yapmıştır;bu yayınlar aynı toplumda yetişmiş insanlar arasındaki ilişkileri olduğu kadar,farklı toplum ve kültürde yetişmiş kişilerin iletişim ilişkilerini de kapsar.
Doğan Cüceloğlu halen California State University,Fullerton’da (ABD) görevli olmasına rağmen kitaplarını Türkçe yayınlamaya devam etmektedir.”İnsan ve Davranışı”(1991)-”Yeniden İnsan İnsana”(1991)-”İçimizdeki Çocuk”(1992)-”İyi Düşün Doğru Karar ,
Ver”(1993)-”Yetişkin Çocuklar”(1994)-”İçimizdeki Biz”(1996)-”Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı”(1999) adlı kitapları yayınlanmıştır.Yazar Cumhuriyet,Bilim ve Teknik ve başka Türkçe dergilerde de değişik konularda makaleler yayınlamaktadır.Yazar ayrıca insan gelişimini konu alan ”Geliştiren Kitaplar Dizisi” ‘nde editörlük yapmaktadır.
KİTABIN KONUSU VE KAHRAMANLARI:
Anlatacağım bu kitap yazarın öğretmenine sunulmuştur.Bu kısıma dikkat etme sebebim,yazarın kitabı yazarken nelerden etkilenmiş olduğunu öğrenmek istememdir.Kitabın konusu ”yazarın öğretmeni” olmamasına rağmen yazar üzerinde derin izler bıraktığı anlaşılmaktadır.Özellikle kitabın başında anlattığı olay okuyucunun ilgisini kitaba daha çok çekmektedir.
Kitabın kahramanlarını;Yazar Doğan Cüceloğlu ve Arif Okurer adında bir öğretmen oluşturmaktadır.
Kitabın konusu hayatta kendi olarak kalabilme mücadelesini verenlerin üzerine kurulmuştur.Ve bu konu ,yazar ve Arif öğretmen arasında geçen konuşmalarla anlatılmıştır.
KİTABIN ADI:ANGELA’NIN KÜLLERİ
YAZARIN ADI:FRANK MC COURT
YAZARIN HAYATI:
1947’de Amerika’da dünyaya gelen Frank Mc Court uzun yıllar Stuyesant Lisesinde kompozisyon hocalığı yaptı. İrlanda’da geçen anılarını anlatan müzikal oyununda kardeşi Malacky ile birlikte oynadı. Hala New York’ta yaşamaktadır.
ÖZET:
İrlanda’nın Limerck kentinde yaşayan Frank Mc Court’ın anılarını anlatmaktadır. Dört çocuklu bir ailede yaşar. Ekonomik kriz nedeni ile Amerika’ya göç eden ailesinin ilk çocuğu olarak dünyaya gelir. Frank’in doğumundan sonra yine ekonomik sıkıntılar nedeni ile İrlanda’ya göç ederler. Babası işsiz olduğundan ve çalıştığı zamanlarda da aldığı parayı içkiye yatırdığından aile bir çok sorun yaşar. Annesinin çocuklara bakacak parası olmayıp çoğu zaman derneklere gidip para dilenir. Kimi zamanda rahiplerin evine gider ve onların kalan yemeklerini eve getirir. Olaylar her seferinde böyle tekrar eder. Akrabalarının ve komşularının umursamazlığına katlanarak bir hayat geçirir ve okulda da bir çok sorun yaşar. Aile çoğu zaman babanın işsizlik sigortası ile geçinir ve baba bu parayı eve getirmediğinden iki kardeşini açlık ve sefaletten dolayı kaybeder ve bir süre sonra bir kardeşi daha olur. Babası Fank’e annesine bebekler getiren meleğin hikayesini anlatır. Sorumsuz bir baba olmasına rağmen Frank’e her zaman İrlanda’yı kurtaran Cuc Kulin hikayesini anlatmaktadır. Frank bu hikayelerle büyür. Dinlediği hikayeler ileride hikayeci olmasını sağlayacaktır.
(daha fazla…)
Öykünün konusu ve içeriğinin tanıtılması:
Anna adlı bir kadınla evlenen Saverio’nun 1983 yılının mart ayının üçünde,gece yarısı bir çocukları olur.Çocuklarının adın Giulia koyarlar.Giulia normal kilonun altında,tüm yeni bebekler çirkinceydi.Bebekleri ilk on gününü kuvözde geçirdi.Bebeklerini daha sonra kucaklarına aldıklarında,annesinin memesini yeterince emmiyordu.Bir hafta sonra bebeği biberonla beslemeye başladılar.Doğum karısı Anna’da uzun süredir gizli olan depresyonu su yüzüne çıkarmıştı.Artık karısı alışveriş yapmıyor,yemek pişirmiyor,yıkanmıyordu.
Saverio akşamları işten döndüğünde bebeği boynuna dek pisliğe boğulmuş,açlıktan ağlarken buluyordu.Kısa sürede kızına annelik yapmayı öğrendi.Bez değiştirmek,onu pudralamak,mamasını hazırlayıp yedirmek işlerini yapıyordu.
Karısı Anna’yı herşeye rağmen çok seviyordu.Onu okulda tanımıştı.Çok sessiz bir kişiydi.Sınıftaki kızlar kendilerini sergilemek,o ise gizlenmek için elinden geleni yapıyordu.Bir gün onunla parkta buluştu.Okuldan,tatilden konuştular.Onun ilgi alanını sorduğunda Anna kitap okumak olduğunu söyledi.Saverio da ona ağaçlara olan tutkusundan söz etti.Okulu bitirdikten bir yıl sonra evlendiler.Daha sonra Saverio karısının ruhsal problemi yüzünden kızını bakımı için bir yuvaya verdi.Karısını ise psikoloğa götürüp tedavi ettiriyordu.Bir yıl sonra karısı iyileşmiş ve çocuğunu da yuvadan alıp eve getirmişti.Herkes onların mutluluğuna şaşırıyordu.Onlardan muhabbet kuşları diye bahsediyorlardı.
(daha fazla…)
Kitabın adı:Aklı Bir Karış Havada
Yazarı: Susanna Tamaro
Kitap, on iki yaşındaki Ruben adlı karakterin öğretmeni Oscar ı yanlışlıkla öldürdüğünü zannederek büyükannesi ile oturduğu evden zengin olan amcasının yanına kaçmaya çalışması ile başlar.
Bir gün sabah hava aydınlanmadan Ruben, ciriti ile oynamak için arka bahçelerine çıkar.Bir müddet oynadıktan sonra ciritini bulamaz ve onu aramaya başlar.Çalılıkların arasında ciritin öğretmeni Oscar ın vücuduna saplanmış bir vaziyette bulur.O korku ile evden kaçmaya karar verir.İlk gittiği yer tren istasyonudur.Burada şişman, gözleri görmeyen bir kadınla karşılaşır.Kadının haricinde birde askeri kıyafetli genç bir çocukla tanışır.Şişman kadın Ruben i zorla evine götürür.Ruben burdan kadının ev işlerine bakmaktadır.Her gün belli bir miktarda para alır.Ve paralar çoğaldığı zaman evden kaçarak amcasının yanına gidecektir ama kaçışı yanına paraları almadan olur.Bu seferde bir kamyonete biner.Kamyonette subay kıyafetli genç çocukla
karşılaşır.Çocuk amcasının yanına gitmesi için ona para bulabileceğini söyler.Amacı Ruben e hırsızlık yaptırıp, parasını almaktır.Bir hırsızlık anında yakalanma tehlikesi geçiren Ruben binanın çatısına çıkar.Ve buradan kayarak düşer.Aşağıda onu düzgün kıyafetli bir beyefendi görür.Ve evine götürür.Onu evinde çalıştırır.Adam homoseksüeldir.Ruben e tecavüz eder. (1)
SUSANNA TAMARO
1957 yılında kentsoylu bir ailenin kızı olarak Trieste’de doğdu.Güç bir çocukluk geçirdi.1976’da, 18 yaşındayken Friaul’de tanık olduğu deprem ve 25 yaşındayken geçirdiği ölümcül hastalık Tamaro’nun üzerinde derin izler bıraktı. Yazmaya 27 yaşında başladı. Başarısız birkaç denemenin ardından, ses getiren ilk kitabı Tek Ses İçin oldu. 1994’te yayımlanan Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, yazarı büyük üne kavuşturdu.Kitap İtalya’da aylarca liste başı oldu. Tamaro , kedileri ve köpeğiyle birlikte Orvieto yakınlarında oturmaktadır.
BAĞDATTA ÖLÜM
Kitabın kahramanlarından olan prof.Klaproth ve arkadaşlaları Rüstem ağa,Hüseyin efendi daha sonra farkına varacakları fantastik,bilim kurgu denilebilecek zaman yolculuğu yaparlar.Gittikleri zaman abbasi dönemidir.922 yılı ve yer bağdattır.Gittikleri yerde bir adamın çarmığa gerildiğini görürler.ve sonradan bu adamın EL-HALLAC olduğunu anlarlar.Hallacın sucu zındıklıktır.Tanrı ile olan özel ilişkisini halka açıklamaya cürret etmesidir.Bazıları içinse şiiler maniheistler ve hindular gibi güvenilmez unsurlarla yazışmasından dolayı bir devlet düşmanıdır.
HALLAC’ın oğlu profösör ve arkadaşlarına babasının neden bu durumda olduğunu anlatır.Babasının Allah’a olan sevgisi olmazsa gerçek olamam dediğini,onu sevdiği zaman içini tamamen kapladığını onun ruhunun babasının ruhu olduğunu anlatır.Bundan dolayıdır ki babasının ” Ben yaratıcı gerçeğim, ENEL HAK ” dediğini söyler.Bu düşünceden bu inanıştan ötürü babasının bir kafir olduğunu düşündüklerini söyler.