‘ruh’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar

Gri Ruhlar

Salı, 07 Ağustos 2007

Gri Ruhlar
Philippe Claudel


Philippe Claudel
DOĞAN KİTAPÇILIK

En küçük ayrıntıların, en önemsiz gözüken karakterlerin bile keskin bir etki bıraktığı, mücevher gibi bir roman…
Ancak bu lanetli bir mücevher; öyle ki savaşın insanlarda yarattığı tahribat ve toplu ruh hali yüzümüze tokat gibi iniyor.

Yılan ve güvercin

Pazar, 11 Mart 2007

Yılan ve güvercin, ejderha ve kartal; varlığın perde arkasında yaşayan tarihten eski iki canlı. Yılan ve güvercin; yer ve gök, ateş ve ışık, dişi ve erkek, madde ve mana, elektrik ve manyetik, toprak kokan kök ve çiçek açan yaprak, yerin en ücra köşelerine sürünüp sinen magma ve göğün mavi enginliklerinde süzülen bulut, tüm bedeni yaşam enerjisiyle kaplayan şehvet ve ruhun tüm evrenle bağ kurmasını sağlayan sevgi ve şefkat. Yer ile gök, ikisinin buluşmasıyla birleşir ve başlar yağmaya hayatı soluklayan yağmur.

Androjen (cinsiyetsiz) görünümüyle yılan, içinde – bedensel cinsiyeti ne olursa olsun – erkek ve diÅŸi prensipleri uygun ÅŸekilde birleÅŸtirip harmanlayan uyanmış insanın bilgeliÄŸinin simgesidir. “Çift cinsiyetli olmaktan da öte, dairesel güneÅŸ cinselliÄŸine ulaÅŸarak, çocuk saflığına bürünmenin sembolü olan yılan, kendi kuyruÄŸunu ısıran görüntüsüyle, kusursuz ve eksiksiz kapalı cinselliÄŸin simgesidir. İnsan mükemmelliÄŸinin, elde edilmesi son derece güç, koruması daha da güç olan doruÄŸudur bu” [Cuma ya da Pasifik Arafı, Michel Tournier, Çn. Melis Ece, 2004]. Yılan yenileniÅŸ demektir, kabuÄŸunun deÄŸiÅŸmesi ve derisinin tazelenmesiyle yeniden doÄŸuÅŸ demektir, omurilikteki gizli hayat iksiri demektir. Tamlığa ermiÅŸ bu yeni ben, “ka’nınâ€? (ışık beden, enerji beden) yaptığı sonsuzluk yolculuÄŸundaki yeni durağıdır artık. Osiris’in Horus olarak yeniden doÄŸuÅŸudur bu [1]. Işıldayan fotonik bir yaÅŸam formundaki genetik belleÄŸin çözünmesi ve tırtılın kozasından kelebek olup uçmasıdır bu. Yer ile gök bir aradadır bu yolculukta. Nil’in gökteki yansıması olan Samanyolu’nun yılansı kıvrımlarından kendi içine bükülü diÄŸer tüm galaksilere uzanan. Her bir galaksi canlı bir organizmadır bu anlamda. (daha fazla…)

Aynalar…

Pazar, 11 Mart 2007

Dünyadaki en gizemli eÅŸyadır aynalar… FiziÄŸin metafiziÄŸe, maddenin manaya, somutun soyuta, sonlunun sonsuza geçididir aynalar. Bu dünya ile öbür dünya arasındaki görünmeyen ama hissedilen perdenin dokunuÅŸudur aynalar…YaÅŸamımızı algılarımız tanımlar. Algılarımız ise beynimizde tanımlı elektrik sinyallerinden baÅŸkası deÄŸildir. İşitsel, görsel veya duyusal bu sinyallerin kalıpsallığına ve süreÄŸenliÄŸine gerçeklik diyoruz. ÖrneÄŸin normal ÅŸartlar altında dokunduÄŸumuz bir ÅŸeyi görürüz, gözümüzün önündeki bir ÅŸeye elimizi uzattığımızda dokunuruz. Bu kaçınılmaz ve deÄŸiÅŸmez bir gerçektir hayatımızda. Işık fiziÄŸinin yanılmazlığıyla.

Oysa aynaların girmesiyle devreye, tüm bu yasalar altüst olur. Bir şeyi görebiliriz ama dokunduğumuzda asla ona ulaşamayız. Dokunuşumuz düz bir yüzeyin şeffaflığını damıtır parmak uçlarımıza. Gördüğümüz her şey ışığın yansımasından dolayısıyla yanılsamadan başka bir şey değildir zira. İçiçe geçmiş aynaların, sonsuz ufuklu bir aleme kapı olmasının sırrı yatar bunda.

Aynanın ışıkla olan ilişkisi, ışığın bilinçle ilişkisini fısıldar bize. Evren denilen üç boyutlu bilgisayar ekranında bulunan her şey, bilgiden ibarettir. Bilginin sunuş şekli ise ışıktan.

Eski İslam alimleri, uzun süre odaklanarak aynaya bakıldığı takdirde ruhsal alemlere kapıların açıldığından bahsederler. Aynı şekilde bazı Hıristiyan bilgeler, aynanın ruhsal varlıkların bu aleme geçiş için kullandıkları geçit olarak nitelemişlerdir. Neuromancer isimli bilimkurgu romanında William Gibson, ardından bu tabanın üzerine yapılan film, aynayı matriksten matrikse veya gerçek dünyaya geçişin simgesi olarak kurgulamışlardır.

Ayna birleyicidir, bütünleyicidir. Onun üzerinde her eşya bir görünümdür yalnızca. Evren denen eşya da özde bir ve bütündür. Bir artı bir yine bir eder.

Aynanın ötesini görebilenler için, evren, hem gören gözdür, hem de görünen güzeldir.

Ben ÅŸeytan

Pazar, 11 Mart 2007

Ben Şeytan, sizin efendiniz; Korkulu rüyanız, tanrınız. Sizler hayvanları beslersiniz eti ve sütü için; ben de sizleri. Köleleştirdiğim ruhlarınızla benim en güzel enerji kaynağımsınız.

Karanlıktan korkarsınız; bilinmezin karanlığından. Sığınırsınız hemen inanç sistemlerinizin koruyucu duvarlarına. Uyutmak o kadar kolay ki sizi. . .

Hiç soru sormazsınız; doğmadan önceyi, öldükten sonrayı, neden, nereden, nereyeyi. Güdülerinizin peşi sıra güle oynaya koşarken. Çok seversiniz yalanı, kendinizi kandırmayı.

Bayılırım sizleri pohpohlamaya, nasıl da ÅŸiÅŸersiniz hemen. . . Damla kadar bilginizle Tanrı’ya meydan okursunuz birden. farkında deÄŸilsinizdir ama ruhlarınızın tüm çıkış kanallarını nasıl tuttuÄŸumun çaÄŸlar ötesi teknolojimle. Siz silinmiÅŸ bomboÅŸ bir hafızayla doÄŸarken. . .

Seversiniz kutsamayı yaptıklarınızı, inandıklarınızı. Taparsınız ritüellere beyninizi uyuşturmaya. . . Kalbinizi şehvetle uyuşturmak kadar kolay gelir size bu. . .

Anlamıyorsunuz hala değil mi? Sonsuzluk kaynaklı ruhlarınız zaaflarınızla köleleşince benim ruhuma geçitlik eden birer portal haline gelir. Her şey benim denetimim altına girer. Hem sizin dünyanızda hem başka dünyalarda.

Ben Şeytan, evrenin efendisi; sizler hayvanları beslersiniz, ben de sizleri. . .

Ruh ve Genetik – 1

Pazar, 11 Mart 2007

Yaklaşık on yıl kadar önceydi ilk bilgisayarla ilgilenmeye başlayalı. O dönemde her ne kadar okuduğum bölüm mühendislik de olsa, bilgisayar henüz yeni yeni girmeye başlamıştı hayatıma. Zaten bugünkü gibi İnternet kavramı da emekleme aşamasındaydı. Kısa sürede temel bilgisayar bilgisini edindikten sonra programcılıkla ilgilenmeye karar vermiştim ve başladım C++ diliyle ilgili bir kitap okumaya. Bir süre sonra artık bir projeye başlayabileceğime inandım, oysa henüz tek bir satır kod bile yazmamıştım (bunun aslında ne kadar büyük bir aşama olduğunu daha sonra anlayacaktım).
(daha fazla…)

Anlamı arayış

Pazar, 11 Mart 2007

Neden hayat bu kadar kısa? Neden daha birçok ÅŸey baÅŸlamadan bitmek zorunda? Neden ömür bir düş gibi gelip geçmekte, ardından sararmış ölü yapraklar bırakarak… En güçlü, en yoÄŸun, en anlam dolu duygular bile ömrünü tamamladıktan sonra bitmekte, tükenmekte, ölmekte; ölü duygularla kavrulan bir ruh ölümsüzlüğü nasıl yaÅŸayabilir ki? Gerçekten ölümsüzlüğün bir yolu var mı? Varsa ne demektir bu, kendimi inandığımı söylediÄŸim ama aslında hakkında hiçbir ÅŸey bilmediÄŸimi bildiÄŸim cennet kavramıyla avutuyorum, oysa bu üç günlük dünya okyanusundan bile anladığım bir damladan ibaret; sonsuzluÄŸu, sınırsızlığı, mutlaklığı nasıl kavrayabilirim ki?..YaÅŸadığımız hayat o kadar ilkel ki… Günün on saatten fazlasını çalışmaya ayırıyoruz, fiziksel ihtiyaçlar, sosyal ihtiyaçlar, duygusal ihtiyaçlar derken tüm hayatımız ihtiyaç ve zorunlulukların ördüğü bir aÄŸ içinde hapsolmuÅŸa dönüyor. EÄŸlence dediÄŸimiz ÅŸey çoÄŸu zaman içinde bulunduÄŸumuz zavallı durumu görmezlikten gelebilmenin kapalı bir ifadesi deÄŸil mi? Sınırlı enerji kaynakları, kısıtlı imkânları olan bir dünyada azı talep eden çoklar olarak birbirimizle savaşıp duruyoruz çoÄŸu zaman ve buna ekonomi adlı bilimsel bir isim takıyoruz, oysa çok azımız gerçek sorunların kökenine inebilecek zihin yapısı, ortam ve zamana sahip.

Gerçek su gibi sade, süt gibi saf ve lekesizdir; paylaÅŸma yerine hırsı tercih ediyoruz, bilgi yerine cahilliÄŸi, cesaret yerine korkaklığı seçiyoruz, ve en önemlisi soru sormaktan korkuyoruz: “20 milyar yıllık ömrü olan bu evrende 60 yıllık ömrü olan biz insanlar 15 yılımızı okul, 25 yılımızı iÅŸ, geri kalan ömrümüzü de emeklilik denen kurgusal bir dünyada geçiriyoruz. Acaba gerçekten bu 15 yılı örneÄŸin 5 yıla indirmek imkansız mı, veya enerjiyi serbestçe elde ederek en azından su, hava, besin ve barınma gibi temel ihtiyaçları bedava haline getirmek gerçekten imkansız mı? Asla, aslında insanlık buna inansa on yıl içinde bile yaÅŸadığımız dünya öyle farklı bir dünya olur ki…

Çok değil belki kırk-elli yıl sonra sanal gerçeklikle bugün inanılmaz gibi görünen bir dünyada yaşamak mümkün olacak belki. İnsanların birçoğu bildiğimiz gerçeklikten koparak yıllarını sanal bir dünyada yaşama yolunu seçecekler. İstedikleri gibi bir ev, araba veya kendileri için istedikleri yapıda bir beden seçerken yine istedikleri görüntüde bir sevgilileri olacak bu dünyada. Genetik mühendisliği ile insanlar istedikleri cinsiyet, boy, renk vs. tarzında çocuklara sahip olabilecek, yine nano-teknolojideki gelişmelerle yaşadığımız dünyada bugün mucize gibi görünen birçok olgu (örneğin istediğiniz renk ve şekle girebilen bir elbise gibi) gerçeğe dönüşecek. Yüzlerce yıl sonrasını bir hayal edin, belki de artık insanlar ruhlarını, bir elbise gibi klonlayarak ürettikleri bir bedenden diğerine aktarabilecekler artık. O zaman şu soru çıkıyor ortaya: “Ruh nedir, insanı oluşturan öz nedir, hayat nedir, anlam nedir?�

Aslında daha da derin bir sorun var: Kuantum mekaniği dalga fonksiyonlarına ait dinamikleri belirleyen iki temel prensipten oluşmaktadır. Schrodinger denklemleri ve ölçüm önermesi. Çok farklı olan bu iki prensip birlikte bir sistemin zaman içinde nasıl bir dalga fonksiyonu oluşturduğunu ortaya koyar. Schrodinger denklemi bir sisteme ait dalga fonksiyonun hemen tüm koşullar için nasıl gerçekleşeceğini ortaya koyar. Ölçüm önermesi ise ne gariptir hangi özel koşullarda Schrodinger denkleminin geçerli olmayacağını ifade eder. Özet olarak der ki, bir ölçüm yapıldığında o sisteme ait dalga fonksiyonu çok daha belirgin bir yapıya çökelir. Bu çökelmenin şekli ise yapılan ölçümün özelliğine göre değişir. Örneğin dönü halindeki bir partikül, önceden üstüsüte-geçirilmiş (yani hem yukarı hem aşağı) hareket etse dahi, ölçüm yapıldığı esnada sahip olduğu dönü ya aşağıyı ya da yukarıyı gösterecektir. Nihai durum halabir dalga fonksiyonuna denk gelecektir, ancak fonksiyonun genliği belirgin bir pozisyonu gösterecektir, diğer her yerde genlik sıfır olacaktır.

Kısaca bu ne demektir? Bir ölçümün gerçekleşmesi ancak bir kuantum sisteminin bir varlığın bilinci tarafından etkilenmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Teoriye göre gösterge aynı anda birçok yeri göstermektedir; fakat ben ancak bilincimle baktığımdaki duruma göre bir yer ve pozisyon görüyor ve algılıyorum. Bu da demektir ki belki de, bilinç gelişmeden önce tüm evren dev bir üstüste-binmiş girişim deseninden ibaretti ve ilk bilincin ilk bakışı bizim şu andaki
gerçekliğimizi oluşturdu.

Aslında herşey bilinçten ibaret, hepimizin bilinci söz konusu ilk bakışın kaynağı olan, hiper-uzayda işleyen ve bizim bilincimizle gerçekliğin örgülenmesini sağlayan kozmik bir bilgisayara bağlı adeta; sonsuz ihtimaller denizinden sıfır referansını belirleyerek ona göre üç boyutlu gerçekliğin matematiğini ortaya koyan kozmik bilgisayar. Aslında yeryüzünde belirmiş olan ve farklı şekillere sahip olan dağların içte aynı ateşe sahip olması gibi bizler de içte aynı bilinci paylaşıyoruz, hepimiz tek bir bütünden ibaretiz.

Evet, o zaman ruh nedir, her şey bir bütünse anlam nedir? Bu evrensel bilinçle gerçek anlamda bütünleşmek mümkün müdür? Örneğin süperiletken teknolojisi sayesinde kuantum seviyesinde çalışan ve yapay zekâya sahip olan bir bilgisayar, bu evrensel bilince bağlanabilir mi, en önemlisi bu bilgisayarda işleyen bir bilince bu aşamadan sonra artık yapay demek mümkün mü? Yine biz kendimizi ve hayatımızı çoğu defa bedenimizle tanımlıyoruz, bu benim elim, kolum, başım, gözüm diyoruz. Çünkü beynimizle bu organları yönetebiliyoruz. Ama yarın insan-bilgisayar-arayüzü yani düşünce teknolojisi ortaya çıkınca ne olacak? Örneğin tamamıyla düşüncenizle çalışan ve uçma yeteneğine sahip bir araç hayal edin. Sizi istediğiniz yere götürmesi, sağa sola manevra yapması, istediğiniz harita bilgisini gözlerinize sunması için tek yapmanız gereken düşünmek. Artık belki de bu aracın da sizin bedeninizin bir parçası olduğuna inanmaya başlayacaksınız veya bedeninizin de yalnızca ruhunuzun operatörlüğünde çalışan bir araç olduğuna. O zaman hayat nedir gerçekten?

Peki, evren dev bir bütüncül bilinçten ibaretse, bu, bu bilincin zaman olgusunu ve bizim seçim ve tercihlerimizi de kapsayacağı anlamına gelmez mi? Peki bu ne anlama gelir o zaman? Belki de kader dediÄŸimiz olgu bilinçli canlı bir organizmadan ibaret, belki de geçmiÅŸ ve gelecek beyin hücrelerinde olduÄŸu gibi akson ve dendrit kanallarıyla birbirine baÄŸlı, belki de geçmiÅŸle gelecek, nedenle sonuç bir bütün…

Sonuç olarak anlam nedir biliyor musunuz, anlam özgürlüktür. Zaman ve mekân kavramlarının ötesinde, sınırsız, kayıtsız, mutlak özgürlük. Bu ise tüm varlıkla, tüm yaradılışla, tüm evrenle bütünleÅŸmekle mümkündür, bu ise ancak evren kadar büyük bir sevgiyle mümkün. Sevginin de matematiÄŸi vardır, sevgi evrendeki en büyük enerjidir, Tanrı sevgidir…