‘Şiir’ olarak etiketlenmiş yazılar

Can Yücel Bağlanmayacaksın!

Çarşamba, 10 Haziran 2009

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

CAN YUCEL

Seninle Yaşlanmak İstiyorum

Çarşamba, 02 Nisan 2008

Seneler Geçsin,Sen Beni bil ben seni bileyim istiyorum.
Benim olduğun kadar dostlarının,Dostlarının olduğun kadar benim ol istiyorum.
Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım ki,Öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
Sen çok dertlenip,içip arkadaşlarınla eve gelmelisin.
Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
Öyle ki,yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Yaşayalım ki,paramız olunca sevinelim. (daha fazla…)

Gazilerin Ağzından Çanakkale Şiirleri

Salı, 11 Aralık 2007
Dosya adı: gazilerin agızından canakkale
Dosya tipi: .rar
Dosya boyutu: 288.69 KB


Can Yücel

Pazar, 02 Aralık 2007

can yücel

Dayımla 2 sene önce datçaya gezmeye gitmiştik, Amaç hem datçayı görmek hemde ünlü şairimizi ziyaret etmekti. Evet gerçekten datça gibi bi cenneti çok iyi yer edinmiş Can Yücel, eminim çoğunuz tanımıyorsunuzdur, size bende tanıtmıcam bir tane şiirini veriyorum rastgele birazcık anlatır kendini sizlere, diğer şiirlerine burdan ulaşabilirsiniz ayrıntılı olarak hayatınıda burdan okuyabilirsiniz. Birgün datçaya uğrarsanız mutlaka evine uğrayın sonrada ayrılmadığı kahvesine.


İMANA GELDİM
Bir kız buldu beni akşam üstünde
Bâkire değil ama kızmış
Allahına kadar
O ne memeler o
O ne uyluklar o
Ooo
Hele o engebesiz aşağlara
İnen o göbeği o
O müselles o müselles o
Hiç ağda görmemiş ayda
Allahıma güzel

İşte o zaman imana geldim
 
Can YÜCEL



				

1. Tanzimat Devri Türk Edebiyatı

Perşembe, 01 Kasım 2007

Tanzimat Fermanı ile beraber edebiyatta da batıya yönelme başlar. Tanzimat dönemi edebiyatının kesin olmamakla birlikte başlangıç tarihi olarak 1860 gösterilebilir. Bu tarih, Tercüman-ı Ahval’in yayımlanmaya başlayış tarihidir.

Bu dönemde batı edebiyatlarından birçok yeni tür ve şekiller alınmış; önceleri çevirme, sonraları taklit ve telif etmek suretinde bu türlerde eserler verilmiştir.

Tanzimat Edebiyatının temsilcilerinin amacı batı örneğine göre bir edebiyat yaratmak ve batı hayatını tanıtmak olduğu için, sanatçıların hepsi edebiyat türlerinin romandan şiire kadar en az bir kaçı ile örnekler yazmışlardır. Bu dönemde telif eserler yanında çok sayıda tercüme ve adapte eser de Türk Edebiyatına dahil edilmiştir. (daha fazla…)

ATATÜRK’Ü DUYMAK

Perşembe, 25 Ekim 2007

Ulu rüzgâr esmedikçe
Yaşamak uyumak gibi.
Kişi ne zaman dinç;
Dalgalanırsa bayrak bayrak gibi.

Ne var şu dünyada ekmekten daha aziz?
Sürdüğün tarlalara sevginle serpildik.
Ekmek olmak için önce
Buğday olmak gibi.

Silinir sözcüklerden sen hatıra geldikçe
Cılız sözler: Uzanmak, yorulmak, durmak gibi.
Kuvvettir yaptıkların her yeni yetişene
Her ışık-kaynak gibi. (daha fazla…)

DİRVÂS

Çarşamba, 24 Ekim 2007

DİRVÂS

Derler ki: Ümeyye’den Hişâm’ın

Devrinde, yakınlarında Şâm’ın

Üç yıl ekin olmamış kuraktan.

Can kaybına düşmüş artık urban.

Her hayme mezâr olup kapanmış:

Altında beş on kadîd uzanmış!

Bakmış ki meşâyih-i kabâil:

Sıyrılmıyacak bu derd-i hâil;

Bir karyede toplanıp, demişler:

Durdukça helâkimiz mukarrer.

Mâdem ki şüyûhuyuz bu halkın,

Kalkın gidelim Hişâm’a, kalkın.

Bir duysa Halîfe’miz bu hâli;

Var merhamet etmek ihtimâli.

Hiç ak sakalıyle bir alay pîr,

Eyler de Emîr’e hâli tasvîr, (daha fazla…)

DERVİŞ AHMED

Çarşamba, 24 Ekim 2007

DERVİŞ AHMED

“Bir ömürdür içiyorsun, bırak artık şunu!” der;

Derviş Ahmed bu hidâyetle hemen tövbe eder.

Ama bir tövbe ki: Binlikleri çarpar duvara;

Tas, çanak, testi perîşan, serilir tahtalara.

Rakı tûfânı, su girdâbı alırken odayı;

Anaforlarla dönerken mezeler fırdolayı;

Bir kerâmetle dedem postu oturtup sedire,

Oradan, mest-i zafer, bakmaya başlar seyire.

Başlar amma, pek uzun boylu seyirden bıkılır…

Derviş Ahmed de bizim, öğleye varmaz, sıkılır. (daha fazla…)

CÂNAN YURDU

Çarşamba, 24 Ekim 2007

CÂNAN YURDU

Eyvâh ıssız diyâr-ı dilber…

Her hatvesi bir mezâr-ı muğber!

Uçmuş da bakındığım terâne,

Kalmış sessiz bir âşiyâne.

Yer yer medfun durur emeller…

Gûyâ ki kıyâm-ı haşri bekler!

Yâ Rab! Niye böyle bir yığın hâk

Olmuş yatıyor o buk’a-i pâk

Yâ Rab, ne için o lem’a nâbûd?

Yâ Rab, ne için bu sâye memdûd?

Yâ Rab, ne demek harîm-i cânan

Üstünde bu perde perde hicran? (daha fazla…)

BÜLBÜL

Çarşamba, 24 Ekim 2007

BÜLBÜL

Basri Bey oğlumuza

Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım:

Nihâyet bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.

Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı;

Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdîyi sarmıştı.

Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl…

Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.

Muhîtin hâli “insâniyet”in timsâlidir sandım;

Dönüp mâziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım! (daha fazla…)

BİR GECE

Çarşamba, 24 Ekim 2007

BİR GECE

Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,

Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!

Lakin, o ne husrandı ki: Hissetmedi gözler,

Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!

Neden görecekler? Göremezlerdi tabiî;

Bir kerre, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi,

Bir kerrede, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar,

Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi. (daha fazla…)

BİR ARİZA

Çarşamba, 24 Ekim 2007

BİR ARİZA

Ey bâd-ı sabâ uğrayacaksın ya şimâle?

Bilmem, bir işim var, sana etsem mi havâle?

Vaktâ ki sekiz yüz milli bir nefhada geçtin;

Vaktâ ki bizim yerleri rü’yâ gibi seçtin;

Dikkatle bakın: Marmara’nın göğsüne yatmış,

Sırtındaki örtüyse bütün zümrüde batmış,

Bir, Heybeli, derler – bileceksin – ada vardır.

Etrâfı da az çok ona benzer adalardır… (daha fazla…)

BEBEK YÂHUD HAKK-I KARÂR

Çarşamba, 24 Ekim 2007

Bizim Cemîle Ferîde’yle bir sabah gelerek,

“Unutma beybaba, akşam birer hotozlu bebek,

Getir, kuzum… ” dediler. Ben de kızların keyfi

Kırılmasın diye reddetmedim şu teklîfi.

Kiraz dudaklı, üzüm gözlü, inci dişli, iki

Edâlı yosma getirdim. Aman o akşamki,

Sevinme hâlini bir görmeliydi yavruların!

Durup oturmadılar hiç, dedim: “Yatın da yarın,

Bütün gün oynayınız… “Nerde! Kim yatar? O gece,

- Yemekte sızmaya me’lûf olan – Ferîde’mce

Kabûl olunmıyacak söz olursa, yatmaktı.

Yatar mı hiç? O nasıl hisli bir yumurcaktı.

Ferîde’nin yaşı beş yok; Cemîle’ninki yedi;

Şu var ki, abla hanım pek hanım tavırlı idi.

Büyük kız oynadı bir parça, sonradan yattı;

Küçük sabâha kadar hep bebeğ’ni hoplattı.

Ne ninniden alıyormuş, ne öyle hoppaladan…

“Işıl ışıl bakıyor â! bebek değil, afacan!”

Sabaha karşı tükenmiş mecâli yavrucuğun:

Mışıl mışıl uyuyor… Değmeyin aman uyusun

Benim bulunmadığım bir zamanda kız uyanır;

Bebeği uyutmak için evde üç saat kapanır.

- Aman da pek yaramaz, uyku sıçramış başına.

Bakın beşik de getirdim, bakın yatar mı şuna?

Yatar mısın seni maymun? Kapar mısın gözünü?

Acık da dinlesen olmaz mı annenin sözünü?

Kapandı işte gözün… Oh, şimdi artık yat!

Bebek ne yaptı bilinmez ki, sonradan, pat pat, (daha fazla…)

ALINLAR TERLEMELİ

Pazar, 21 Ekim 2007

Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da,

Bugün bir serserî, bir derbedersin kendi yurdunda!

Hayat elbette hakkın, lâkin ettir haykırıp ihkâk;

Sağırdır kubbeler, bir ses duyar: Da’vâ-yı istihkâk

Bu milyarlarca da’vâdan ki inler dağlar, enginler;

Otumıuş, ağlıyan âvâre bir mazlûmu kim dinler?

Emeklerken, sabî tavrıyla, topraklarda sen hâlâ,

Beşer doğrulmuş, etmiş, bir de baktın, cevvi istîlâ!

Yanar dağlar uçurmuş, gezdirir beyninde dünyânın;

Cehennemler batırmış, yüzdürür kalbinde deryânın; (daha fazla…)

MAVİ RANDEVU

Pazar, 21 Ekim 2007

Celâl Sılay
(1914 – 8 Eylül 1974)

MAVİ RANDEVU

Mavi bir elbiseyle gelmiştin, gökyüzü maviydi..
Getirdiğin rüzgârla ev kokuyordun..
Kolun koluma değiyordu, omzun omzuma..
Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi..

Bin dokuzyüz kırk iki baharıydı
Bahçeli pencereler önünde geziyorduk,
Gözlerimiz buluşuyordu, ürperiyordum
Gökyüzü maviydi, mendilin maviydi

Sıcak nefesin yüzüme değiyordu
‘Evlenebilir miyiz’ diye sormuştum,
Yürüyüşün değişmiş, yüzün pembeleşmişti;
Mavi elbiseler içindeydin, gökyüzü maviydi.

Elini elime verdin, ayrılıyorduk,
Gözlerin gözlerimde, dudakların ıslak,
‘Sık sık konuşalım’ demiştin; gittin..
Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi..